OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun faaliyet raporları ve resmi verilere göre, 15 Temmuz sonrası dönemde (2020 itibarıyla) en az 125 bin 678 kamu görevlisi KHK’larla (Kanun Hükmünde Kararname) görevinden ihraç edilmiştir. 25 yılını doldurmadan ihraç edilen bu kişiler emeklilik ikramiyesi alabilir mi? Daha somut olarak şöyle soralım: 23 yıl öğretmenlik yapan veya adliyede zabıt katibi olarak çalışan biri KHK ile ihraç edildikten sonra 2 yıl sigortalı olarak çalışıp emekli olmaya hak kazanır. 5510 sayılı Kanunun 4/1-(c) bendine tabi (5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu) 23 yıllık hizmet süresi ve 5510 sayılı Kanunun 4/1-(a) bendi kapsamındaki 2 yıl hizmeti olmak üzere toplam 25 yıl hizmeti esas alınarak 2829 sayılı Kanun uyarınca birleştirilmiş hizmet süreleri üzerinden 5510 sayılı Kanunun 4/1-(c) bendi kapsamında emekli aylığı alabilir ancak emekli aylığı bağlanmasına rağmen emekli ikramiyesi ödenmezse ne yapabilir?
Yukarıda belirttiğim durumda iseniz yani uzun yıllar devlet memuru olarak çalışmış, sonra ihraç edilmiş, daha sonra geri kalan hizmet süresini SKK’lı veya Bağ-Kur’lu olarak çalışıp, emekli maaşı almaya hak kazandıysanız, yapacağınız şey Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun FİKRET ASLAN BAŞVURUSUNU (Başvuru Numarası: 2019/41241, Karar Tarihi: 25/02/2025, Resmi Gazete tarih ve sayısı: 07/08/2025-32979) gerekçe göstererek SGK’ya başvuru yaparak emeklilik ikramiyesi talebinde bulunabilirsiniz. Bu durumda olan yaklaşık 125 bin civarında kamu görevinden ihraç edilen kimse olduğu için SGK muhtemelen cevap vermeyecektir. 30 günlük sürede cevap verilmemesi zımni red anlamına geleceğinden devam eden 60 gün içinde idare mahkemesinde iptal davası açarak emeklilik ikramiyesinin ödenmesini mahkemeden talep edebilirsiniz.
Biz de öyle yaptık: Anayasa Mahkemesinin FİKRET ASLAN kararının Resmi Gazete’de yayınlandığı 07/08/2025 tarihinden 1 gün sonra 08/08/2025 tarihinde SGK’ya başvurarak Siirt ili, Baykan ilçesi, Veysel Karani Beldesi Molla Muhyiddin Yatılı Erkek Yurdunda Kur’an kursu öğreticisi olarak görev yapmakta iken 08.07.2018 tarihinde kamu görevinden çıkarılan müvekkilimize bilahare açıkta iken emeklilik talebinde bulunması üzerine 5510 sayılı Kanunun 4/1-(c) bendine tabi (5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu) 23 yıl 11 ay hizmet süresi ve 5510 sayılı Kanunun 4/1-(a) bendi kapsamındaki 1 yıl 1 ay 10 gün hizmeti olmak üzere toplam 25 yıl 10 gün hizmeti esas alınarak 2829 sayılı Kanun uyarınca birleştirilmiş hizmet süreleri üzerinden 01.02.2024 tarihinden itibaren 5510 sayılı Kanunun 4/1-(c) bendi kapsamında emekli aylığı bağlandığı, emekli aylığı bağlanmasına rağmen emekli ikramiyesi ödenmediğinden bahisle, emekli ikramiyesinin ödenmesine karar verilmesini talep ettik. SGK 30 gün içinde cevap vermedi yani zımnen talebimizi reddetti. Bunun üzerine 10/09/2025 tarihinde İdare Mahkemesi’nde dava açtık. İdare Mahkemesi 9 sayfadan oluşan bir gerekçe ile, ders niteliğinde bir kararla, davanın kabulüne karar verdi:
İLGİLİ MEVZUAT :
2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun’un “Aylığı Bağlayacak Kurum” başlıklı 8. maddesinin 1. fıkrasında; “Birleştirilmiş hizmet süreleri toplamı üzerinden, ilgililere; son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde fiili hizmet süresi fazla olan kurumca, hizmet sürelerinin eşit olması halinde ise eşit hizmet sürelerinden sonuncusunun tabi olduğu kurumca, kendi mevzuatına göre aylık bağlanır ve ödenir.” hükmünün yer aldığı görülmektedir.
Aynı Kanun’un “Emekli İkramiyesi” başlıklı 12. maddesinin 1. fıkrasında ise; “Son defa T.C. Emekli Sandığına tabi görevlerden emekliye ayrılan ve kendilerine bu Kanunun 8 inci maddesi uyarınca birleştirilen hizmet süreleri üzerinden aylık bağlananlara, T.C. Emekli Sandığına tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda prim veya kesenek ödemek suretiyle geçen sürelerinin toplamı üzerinden, 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre emekli ikramiyesi ödenir.” hükmü yer almakta iken, Anayasa Mahkemesi’nin 05.02.2009 tarihli ve E:2005/40, K:2009/17 sayılı kararıyla, “2829 sayılı Yasa’da benimsenen sistemle, farklı sosyal güvenlik kuruluşlarındaki hizmet süreleri birleştirilerek emekli olanlara yaşlılık aylığı bağlandığı halde, itiraz konusu ibareyle son defa bağlı olunan sosyal güvenlik kurumuna göre ayırım yapılarak Emekli Sandığına tabi görevlerden emekliye ayrılmayanlara, 5434 sayılı Yasa’ya tabi çalışma süreleri için emekli ikramiyesi ödenmemesinin, Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi, adil sonuçlar doğurmadığından 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine de aykırı olduğu gerekçesiyle, 2829 sayılı Kanunun 12. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “Son defa T.C. Emekli Sandığına tabi görevlerden emekliye ayrılan ve …” ibaresinin iptaline karar verilmiştir.
19.06.2010 tarihli ve 27616 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak 01.06.2010 tarihinde yürürlüğe giren 5997 sayılı Kanun ile değişik 5434 sayılı T.C Emekli Sandığı Kanunu’nun 89. maddesinin, 1. fıkrasında; “Hizmet sürelerinin tamamı bu Kanun ve/veya 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun geçici 4. maddesi kapsamında geçenlerden emekli, adi malûllük veya vazife malûllüğü aylığı bağlanan veyahut toptan ödeme yapılan asker ve sivil tüm iştirakçilere, her tam hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarların bir aylığı emekli ikramiyesi olarak verilir. Son defa bu Kanun veya 5510 sayılı Kanunu’nun geçici 4. maddesi hükümlerinin uygulanmasını gerektiren görevlerde çalışmakta iken emekliye ayrılan ve kendilerine mülga 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanunu’nun 8. maddesi uyarınca birleştirilen hizmet süreleri üzerinden aylık bağlananlara ise, bu Kanuna tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda prim veya kesenek ödemek suretiyle geçen hizmet sürelerinin toplamı üzerinden bu madde hükümlerine göre emekli ikramiyesi ödenir.” kuralı getirilmiş ise de, Anayasa Mahkemesinin 09.07.2011 tarihli ve 27989 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 12.05.2011 tarihli ve E: 2010/81, K: 2011/78 sayılı kararıyla, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun 89. maddesinin, 5997 sayılı Kanunun 14. maddesiyle değiştirilen, birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “Son defa bu Kanun veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi hükümlerinin uygulanmasını gerektiren görevlerde çalışmakta iken emekliye ayrılan ve …” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.
26.01.2012 tarihli ve 28185 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6270 sayılı Kanun ile 5434 sayılı Kanun’un 89. maddesinde değişiklik yapılmış ve ilgili Kanun maddesi, “Hizmet sürelerinin tamamı bu Kanun ve/veya 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 4 üncü maddesi kapsamında geçenlerden emekli, adi malullük veya vazife malullüğü aylığı bağlanan veyahut toptan ödeme yapılan asker ve sivil tüm iştirakçilere, her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı emekli ikramiyesi olarak verilir.
Birinci fıkra kapsamına girmemekle birlikte, bu Kanun ve/veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamında hizmeti bulunanlardan mülga 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanunun 8 inci maddesi uyarınca birleştirilen hizmet süreleri üzerinden emeklilik, yaşlılık ya da malullük aylığı bağlananlara ise; bu Kanun veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi hükümlerine tabi olarak bu Kanuna tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda geçen çalışmalarının, 25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 14 üncü maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona ermiş olması şartıyla emekli ikramiyesi ödenir.” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
1475 sayılı İş Kanunu’nun “Kıdem tazminatı” başlıklı 14. maddesinde; “Bu Kanuna tabi işçilerin hizmet akitlerinin:
1. İşveren tarafından bu Kanunun 17 nci maddesinin II numaralı bendinde gösterilen sebepler dışında,
2. İşçi tarafından bu Kanunun 16 ncı maddesi uyarınca,
3. Muvazzaf askerlik hizmeti dolayısıyle,
4. Bağlı bulundukları kanunla kurulu kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla feshedilmesi veya kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi arzusu ile sona erdirmesi veya işçinin ölümü sebebiyle son bulması hallerinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet aktinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır…” kuralları yer almıştır.
Aynı Kanun’un 4857 sayılı Kanunun 120. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 17. maddesinde; “Süresi belirli olsun veya olmasın, sürekli hizmet akitlerinde işveren aşağıda yazılı hallerde, dilerse hizmet akdini sürenin bitiminden önce veya bildirim önelini beklemeksizin feshedebilir.
I – Sağlık sebepleri:
…
II – Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymıyan haller ve benzerleri:
a) Hizmet akdi yapıldığı sırada bu akdin esaslı noktalarından biri için gerekli vasıflar veya şartlar kendisinde bulunmadığı halde bunların kendisinde bulunduğunu ileri sürerek, yahut gerçeğe uygun olmıyan bilgiler veya sözler söyliyerek işçinin işvereni yanıltması,
b) İşçinin, İşveren yahut bunların aile üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak sözler sarfetmesi veya davranışlarda bulunması, yahut işveren hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnatlarda bulunması,
c) İşverenin evinde oturan işçinin yaşayışının o evin adabına ve usullerine uygun veya genel ahlak bakımından düzgün olmaması,
ç) İşçinin, işverene yahut onun ailesi üyelerinden birine yahut işverenin başka işçisine sataşması veya 77 nci maddeye aykırı hareket etmesi,
d) İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymıyan davranışlarda bulunması,
e) İşçinin, işyerinde, yedi günden fazla hapisle cezalandırılan ve cezası ertelenmiyen bir suç işlemesi,
f) İşçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki gün veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü, yahut bir ayda üç iş günü işine devam etmemesi,
g) İşçinin yapmakla, ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmaması,
h) İşçinin kendi isteği veya savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işverenin malı olan veya malı olmayıp da eli altında bulunan makinaları tesisatı veya başka eşya ve maddeleri on günlük ücretinin tutarı ile ödiyemiyecek derecede hasara veya kayba uğratması,
III – İşyerinde işçiyi bir haftadan fazla süre ile çalışmaktan alıkoyan bir zorlayıcı sebebin ortaya çıkması.
IV -İşçi, feshin (I), (II) ve (III) numaralı bentlerde öngörülen sebeplere uygun olmadığı iddiası ile 13, 13/A, 13/B, 13/C, 13/D, 13/E madde hükümleri çerçevesinde yargı yoluna başvurabilir…” hükmü bulunmaktadır.
Buna göre, Emekli Sandığına tabi bir görevde bulunduktan sonra bu görevinden ayrılarak başka bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olarak çalıştıktan sonra yaşlılık / emekli aylığı bağlananlara Emekli Sandığına tabi olarak geçen hizmet süresi için emekli ikramiyesi ödenmesine yasal engel bulunmakta iken, ilgili Yasa hükmü Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş, bu kez 5434 sayılı Kanun’un 89. maddesiyle yeni bir düzenleme yapılmış ise de, bu kuralın da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmiş, son olarak aynı maddede yapılan düzenleme ile hizmet sürelerinin tamamı 5434 sayılı Kanun ve/veya 5510 sayılı Kanun’un Geçici 4. maddesi kapsamında geçenlerden emekli, adi malullük veya vazife malullüğü aylığı bağlanan veyahut toptan ödeme yapılan iştirakçilere, emekli ikramiyesi ödeneceği, buna karşılık 2829 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi uyarınca birleştirilen hizmet süreleri üzerinden emeklilik, yaşlılık ya da malullük aylığı bağlananlara ise; 5434 sayılı Kanun veya 5510 sayılı Kanun’un geçici 4 üncü maddesi hükümlerine tabi olarak bu Kanuna tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda geçen çalışmalarının, 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona ermiş olması şartıyla emekli ikramiyesi ödenebileceği kuralı getirilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Yukarıda aktarılan mevzuat kuralları bir bütün olarak değerlendirildiğinde :
Anayasa Mahkemesine, birleştirilen hizmet süreleri üzerinden emeklilik aylığı bağlananlara emekli ikramiyesi ödenebilmesi için kamudaki görevin kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona erme koşulu aranması nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiği ileri sürülerek 2019/41241 başvuru numarası ile yapılan başvuru üzerine Anayasa Mahkemesinin 25/2/2025 karar tarihli ve 7/8/2025 tarih ve 32979 sayılı resmi gazetede yayımlanan kararında “53. Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, kişilere ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez (AYM, E.2009/47, K.2011/51, 17/3/2011).
54. Her farklı muamele otomatik olarak ayrımcılık yasağının ihlali sonucunu doğurmaz. Sadece Anayasa’nın 10. maddesinde sayılan belirlenebilir özellikler temelinde yapılan farklı muamele ve durumlar bu anlamda farklı muamele teşkil edebilir. Anayasa’nın 10. maddesinde yer alan “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” düzenlemesinde yer verilen “dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep” şeklindeki ayrımcılık temellerine -söz konusu unsurların birçok uluslararası düzenlemede de karşılık bulan önemli ayrımcılık temelleri olması nedeniyle- açıkça yer verilmiştir. Bununla birlikte madde metninde yer alan “herkes” ve “benzeri sebeplerle” ifadeleri ayrımcılığa karşı korunan kişi ve ayrımcılık temelleri açısından sınırlı bir yaklaşımın benimsenmediğini ortaya koymakta olup madde metninde yer alan temeller örnek niteliğindedir (Hüseyin Kesici [1. B.], B. No: 2013/3440, 20/4/2016, § 56; Reis Otomotiv Ticaret ve Sanayi A.Ş., § 79).
55. Anayasa Mahkemesi “benzeri sebeplerle” ifadesinin yorumu bağlamında “… Özgürlüklerle ilgili olarak Anayasada yer alan en önemli kavramlardan birini de yasa önünde eşitlik ilkesi oluşturmaktadır…. eşitlik açısından ayırım yapılmayacak hususlar madde metninde sayılanlarla sınırlı değildir. ‘Benzeri sebeplerle’ de ayırım yapılamayacağı esası getirilmek suretiyle ayırım yapılamayacak konular genişletilmiş ve böylece kurala uygulama açısından da açıklık kazandırılmıştır…” diyerek ayrımcılık temellerinin maddede sayılanlarla sınırlı olmadığını açıkça ifade etmiştir (AYM, E.1986/11, K.1986/26, 4/11/1986).
56. Bireysel başvuru yolunda Anayasa Mahkemesinin Anayasa’nın 10. maddesi kapsamında inceleyebileceği bir meselenin varlığından söz edilebilmesi için aynı veya göreceli olarak benzer durumda olan kişilere yönelik olarak farklı muamelenin varlığı şarttır. Benzer durumun varlığının gösterilmesi şartı, kıyaslanan grupların tıpatıp aynı olmasını gerektirmez (Nuriye Arpa, § 55).
57. Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi Anayasa’da güvence altına alınan hak ve özgürlüklerden yararlanılırken nesnel ve haklı bir neden olmaksızın aynı veya benzer durumda bulunan kişilere farklı muamelede bulunulmasını yasaklamaktadır. Nesnel ve makul bir şekilde haklılaştırılamayan, diğer bir ifadeyle meşru bir amaca dayanmayan ya da seçilen araç ile hedeflenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmayan farklı muameleler Anayasa’nın 10. maddesinin amaçları bağlamında ayrımcı karakterli olarak kabul edilir (Nuriye Arpa, § 58).
58. Dolayısıyla hukuksal durumları aynı olanlara yönelik farklı muamelenin objektif ve makul bir sebebe dayandığı, farklı muamelenin öngörülen meşru amaç ile orantılı olduğu, diğer bir ifadeyle farklı muameleye tabi tutulan kişiye aşırı ve olağanın ötesinde bir külfet yüklenmediği hâllerde eşitlik ilkesi ihlal edilmeyecektir (Burcu Reis [1. B.], B. No: 2016/5824, 28/12/2021, § 50).
59. Ayrımcılık iddiasının incelenmesinde öncelikle Anayasa’nın 10. maddesi çerçevesinde farklı muamelenin mevcut olup olmadığı tespit edilecek, bu bağlamda aynı ya da benzer durumdaki kişiler arasında mülkiyet hakkına müdahale bakımından farklılık gözetilip gözetilmediği belirlenecektir. Bundan sonra farklı muamelenin objektif ve makul bir temele dayanıp dayanmadığı ve farklı muamelenin orantılı olup olmadığı sorgulanarak sonuca varılacaktır (benzer yönde bkz. Mehmet Fatih Bulucu [GK], B. No: 2019/26274, 27/10/2022, § 65).
60. Kuşkusuz benzer durumlara farklı muamelenin haklı bir temelinin bulunup bulunmadığının veya farklılığın ne dereceye kadar müstahak olacağının değerlendirilmesinde kamu otoritelerinin belli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır. Bununla birlikte bu takdir yetkisinin kapsamı somut olayın özelliklerine ve hususiyetle farklı bir şekilde yararlandırılan hakkın niteliğine göre değişebilecektir (Nuriye Arpa, § 59).
61. Ayrımcılık yasağı kapsamında farklı muamelenin bulunduğunu ispatlama mükellefiyeti başvurucudadır. Ne var ki başvurucunun farklı muamelenin bulunduğunu göstermesi hâlinde bu farklı muamelenin nesnel ve haklı bir temeli ve seçilen araç ile hedeflenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi olduğunu ispatlama yükümlülüğü kural olarak kamu otoritelerine ait olur (Nuriye Arpa, § 60). Ancak farklı muamelenin nesnel ve haklı bir sebebinin bulunmadığı konusunun olgusal olarak başvurucu tarafından temellendirilmediği ya da objektif olarak ispatın imkânsız ya da beklenmesinin makul olmayacağı durumlar istisna tutulmalıdır (Burcu Reis, § 52).
62. Diğer taraftan bir statüye girişin birtakım şartlara bağlanması ve bu şartları taşımadığı değerlendirilenlerin söz konusu statüye alınmaması kural olarak farklı muamele biçiminde yorumlanamaz. Dolayısıyla kişilerin şartları taşımadıkları gerekçesiyle birtakım hak ve imkânlardan yararlandırılmaması ilke olarak ayrımcılık yasağından kaynaklanan güvencelerin harekete geçmesine yol açmaz. Bu çerçevede bir hak veya imkândan, ilgili mevzuat gereğince ancak kısıtlı sayıda kişinin yararlanması ve yetkili makamın bu kişileri belirlerken takdir yetkisi kullanması farklı muamele olarak telakki edilemez. Ancak statüye giriş veya haktan/imkândan yararlanma şartlarından birinin kendi başına farklı muamele teşkil etmesi ya da bunların uygulanmasında nesnel değerlendirmelerden ziyade ayrımcı saiklerle hareket edilmesi durumunda Anayasa’nın 10. maddesindeki teminatlar uygulanabilir hâle gelir (Burcu Reis, § 58).
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
i. Benzer Durumun ve Farklı Muamelenin Tespiti
63. Somut olay bağlamında ilk tespit edilmesi gereken husus, emekli aylığına hak kazanılan sürenin tamamını 5434 sayılı Kanun ile 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında geçirdikten sonra kamudaki görevinden çıkarılanlarla emekli aylığına hak kazanılan sürenin bir kısmını geçirdikten sonra görevinden çıkarılanların kıyaslanabilir ve benzer durumda olup olmadığıdır.
64. 5434 sayılı Kanun’un somut olayda uygulanan 89. maddesindeki düzenlemeden önce 2829 sayılı mülga Kanun’un 12. maddesinde, hizmet birleştirmesi sonucu emekli aylığı bağlananlara emekli ikramiyesi ödenebilmesi için son defa Emekli Sandığına tabi görevlerden emekliye ayrılma koşulu bulunmakta iken Anayasa Mahkemesi 5/2/2009 tarihli ve E.2005/40, K.2009/17 sayılı kararıyla son defa T.C. Emekli Sandığına tabi görevlerden emekliye ayrılma şartını iptal etmiştir. İptal isteminde özellikle başka sosyal güvenlik kurumlarına bağlı olarak çalıştıktan sonra, son bir yılda Emekli Sandığına tabi bir görevde bulunanlara bu süre üzerinden emekli ikramiyesi ödendiği hâlde uzun süre Emekli Sandığına tabi görevlerde çalışıp en son başka bir sosyal güvenlik kuruluşuna tabi olarak yaşlılık aylığına hak kazananlara Emekli Sandığınca emekli ikramiyesi ödenmemesinin Anayasa’nın 2., 10. ve 60. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Nitekim Anayasa Mahkemesi iptal gerekçesinde ikramiye ödenmesi için son görev yapılan yerin Emekli Sandığına tabi olması koşulunun eşitlik ilkesine aykırı olduğuna dikkat çekmiştir. Anayasa Mahkemesi, farklı sosyal güvenlik kuruluşlarındaki hizmet süreleri birleştirilerek emekli olanlara yaşlılık aylığı bağlandığı hâlde, itiraz konusu ibareyle son defa bağlı olunan sosyal güvenlik kurumuna göre ayrım yapılarak Emekli Sandığına tabi görevlerden emekliye ayrılmayanlara 5434 sayılı Kanun’a tabi çalışma süreleri için emekli ikramiyesi ödenmemesini Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı olup adil sonuçlar doğurmadığından 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine de aykırı bulmuştur (bkz. § 25).
65. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı üzerine 16/6/2010 tarihli ve 5997 sayılı Kanun’la yeni bir düzenleme yapılmışsa da yeni düzenlemenin iptal edilen düzenlemeyle benzer mahiyette olduğu gerekçesiyle “Son defa bu Kanun veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi hükümlerinin uygulanmasını gerektiren görevlerde çalışmakta iken emekliye ayrılan ve” ifadesini Anayasa Mahkemesi 12/5/2011 tarihli ve E.2010/81, K.2011/78 sayılı kararla iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesi gerekçesinde düzenlemenin daha önce K.2009/17 sayılı kararıyla iptal ettiği kuralla kapsam ve içerik yönünden aynı nitelikte olduğuna dikkat çekmiştir (bkz. § 26).
66. Anayasa Mahkemesinin 5997 sayılı Kanun’la yapılan değişikliği de iptal etmesinin ardından 5434 sayılı Kanun’un somut olaydaki uygulamanın dayanağı olan 89. maddesi 6270 sayılı Kanun’la yeniden düzenlenmiştir. Düzenlemeyle, emekli ikramiyesi ödenmesi için bu sefer, son defa 5434 sayılı Kanun veya 5510 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesine tabi görevlerde çalışma şartı aranmamıştır. Böylece farklı sosyal güvenlik kuruluşlarındaki hizmet süreleri birleştirilerek emeklilik, yaşlılık ya da malullük aylığı bağlananlara, son defa bağlı olunan sosyal güvenlik kurumuna göre ayrım yapılmaksızın kamuda geçen çalışmalarına karşılık emekli ikramiyesi ödenebilmesi öngörülmüştür. Fakat bu düzenlemede, sözü edilen kişilere kamuda geçen çalışmalarına karşılık emekli ikramiyesi ödenebilmesi, bu kapsamdaki (kamudaki) çalışmalarının 1475 sayılı Kanun’un 14. maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona ermiş olması şartına bağlanmıştır. Böylece, hizmet akdiyle çalışanlar için öngörülen kıdem tazminatı ödenme koşulları, kural kapsamındaki kişilerin kamuda geçen çalışmaları için emekli ikramiyesi ödenmesi bakımından geçerli kılınmıştır. Emekli ikramiyesi için getirilen kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona erme koşulu özel sektördeki çalışmanın sona ermesiyle ilgili olmayıp kamudaki görevin sonlanmasıyla ilgilidir.
67. Kamu görevinde iken emekli aylığı için gerekli 25 yıllık sigortalılık süresinin bir kısmını (23 yılını) 5434 sayılı Kanun ile 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında geçirdikten sonra görevinden çıkarılan başvurucunun talep ettiği ikramiye anılan kapsamda geçen 23 yıllık süreye ilişkindir. Bu itibarla başvurucunun durumunun kamudaki görevinden 25 yıllık sürenin ardından çıkarıldığı hâlde kıdem tazminatına hak kazanma şartları aranmadan ikramiye ödenen kişilerle benzer olduğu söylenebilir. Buna göre kamudaki görevinden çıkarıldığı hâlde emekli aylığı bağlanması için somut olayda gerekli 25 yıllık süreyi kamuda geçirdikleri için ikramiye ödenenler ile emekli aylığı için gerekli olan sürenin bir kısmını kamuda geçirdiği halde söz konusu süreyi hizmet birleştirmesi suretiyle sağlayanlar (dolayısıyla kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygunluğu arananlar) karşılaştırılabilir kategoriler oluşturmaktadır. Diğer bir deyişle emekli aylığına hak kazandıracak gerekli süreden sonra kamudaki görevinden çıkarılanlar ile gerekli süre dolmadan ancak söz konusu sürenin bir kısmını anılan kapsamda geçirdikten sonra kamu görevinden çıkarılanların emekli ikramiyesi ödenmesi için kıdem tazminatı şartlarına tabi tutulma yönünden benzer durumda oldukları söylenebilir. Zira söz konusu kişilerin hukuki durum ve statüleri benzerdir. Aralarındaki yegâne fark emekli aylığına hak kazanıp kazanmama (somut olayda 5434 sayılı Kanun ile 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında 23 ve 25 yıl çalışma) bakımındandır.
68. İlgili kanun hükümlerine göre emekli ikramiyesi için öncelikli şart, kişinin Emekli Sandığına tabi görev süresiyle emekli aylığına hak kazanmasıdır. Emekli aylığı için anılan kapsamdaki görev süresi yeterli olmayıp diğer sigortalı çalışmasıyla bu süreyi tamamlayanlar için -hangi sigortalılığın önce olduğuna bakılmaksızın- ikinci bir şart daha öngörülmektedir. Bu şarta göre kamudaki görevin 1475 sayılı Kanun’un 14. maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona ermesi gerekmektedir. Bu koşulun hizmet birleştirmesi suretiyle aylık bağlananlarda aranması emekli ikramiyesine hak kazanılması yönünden farklı bir muamele teşkil eder.
ii. Nesnel ve Haklı Bir Sebebin Varlığı
69. Sosyal hukuk devleti, toplum ve çalışma yaşamında adalete ve eşitliğe dayalı bir hukuk düzeni kurmak durumundadır. Anayasa’nın 2. ve 60. maddeleri uyarınca, devlet tarafından sosyal güvenliğin ve sosyal adaletin sağlanmasına elverişli ortamın yaratılması ve bu anlamda sosyal güvenlik alanında getirilecek bir haktan aynı sosyal güvenlik kurumu içinde yer alan ve temelde birbirine yakın konumda bulunan tüm iştirakçilerin adalet ve hakkaniyet ölçüleri içinde yararlanmalarını öngören düzenlemelerin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Aynı durumda bulunan kişilerin kanunun öngördüğü haklardan aynı esaslara göre yararlandırılmaları Anayasa’nın 10. maddesinde ifade edilen eşitlik ilkesinin de bir gereğidir (AYM, E.2013/111, K.2014/195, 25/12/2014).
70. Devletin desteğine bağlı olan sosyal hakların en önemlisi sosyal güvenlik hakkıdır. Emekli ikramiyesi; emeklilik, yaşlılık ya da malullük aylığı almaya hak kazanan kamu çalışanlarına çalışma hayatında istikrar ve devamlılığı sağlamak amacıyla ve sosyal devlet ilkesi gereğince yapılan bir ödeme türü olup Anayasa’nın 60. maddesinde öngörülen sosyal güvenlik hakkı kapsamındadır. Kanun koyucunun emekli ikramiyesinin miktarını ve ödenme koşullarını belirleme konusunda anayasal ilkelere aykırı olmamak, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözetmek koşuluyla düzenleme yapma yetkisi bulunmaktadır. Ancak kanun koyucu, Anayasa’nın 60. maddesi uyarınca sosyal güvenliği sağlama görevini yerine getirirken, anılan yetkiye dayanarak emekli ikramiyesiyle ilgili keyfî ya da bu haktan yararlananlar arasında eşitsizliğe neden olacak düzenlemeler yapamaz (AYM, E.2013/111, K.2014/195, 25/12/2014).
71. Ayrıca benzer durumlarda farklı bir muamelenin gerekip gerekmediği veya ne ölçüde gerektiğinin değerlendirilmesi bakımından da kamu makamlarının belirli bir takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Ancak bu takdir yetkisinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağı yönünden bir sınırının olduğu da kuşkusuzdur (yurt dışında geçen hizmet sürelerini borçlanma imkânının sonradan vatandaşlığa alınanlar yönünden ayrımcı şekilde uygulanmasına ilişkin benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Bedrettin Morina [GK], B. No: 2017/40089, 5/3/2020, § 48).
72. Mülkiyet hakkına müdahale edilirken aynı konumdaki kişilere farklı muamele yapılmasına neden olan kamu makamlarının bu farklılığı haklı kılabilecek makul ve nesnel gerekçeler sunabilmesi gerekmektedir (Bedrettin Morina, § 49). Bu bağlamda emekli ikramiyesi koşullarının belirlenmesi kural olarak kamu makamlarının takdir yetkisinde olmakla birlikte müdahalenin makul ve nesnel bir gerekçeye dayalı olmadan ayrımcı bir şekilde uygulanmaması da zorunludur.
73. Yukarıda yapılan açıklamalar bir bütün olarak dikkate alındığında kanun hükmünün kamudaki görevinden ayrılanlara ikramiye verilmesinin önünü açan Anayasa Mahkemesinin iptal kararına dayandırıldığı anlaşılmaktadır. Kanun koyucunun kamu hizmetinde istikrar ve devamlılığın temin edilmesi, sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği ve aktüeryal dengenin sağlanması gibi amaçları gözeterek emekli ikramiyesi ödenmesi konusunda emekli aylığı için gerekli hizmetlerinin tamamı 5434 sayılı Kanun veya 5510 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi kapsamında geçenler, başka bir deyişle hizmet birleştirmesi yapmaksızın emekliye ayrılabilecekler ile hizmet birleştirmesi yaparak emekliye ayrılabilecekler arasında bir fark öngörme konusunda takdir yetkisine sahip olup ikinci kategoride yer alanlar için birinci kategorilerdekilerden farklı koşullar öngörülmesinin nesnel ve haklı bir nedeni olmadığı söylenemez.
iii. Farklı Müdahalenin Orantılılığı
74. Farklı muamele ve hedeflenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisinin bulunup bulunmadığı da irdelenmelidir. Orantılılık ulaşılmak istenen amaç ile seçilen araç arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasına işaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, amaç ile araç arasında adil bir denge kurulmasını gerektirmektedir. Buna göre farklı muameleyle ulaşılmak istenen meşru amaç ve başvurucunun mülkiyet hakkından yararlanmasındaki bireysel yarar arasında makul bir orantı kurulmalıdır. Hedeflenen amaca ulaşıldığında elde edilecek kamusal yararla kıyaslandığında farklı muamelenin kişiye yüklediği külfetin aşırı ve orantısız olmaması gerekir (Ayşe Tezel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/14186, 20/10/2022, § 88).
75. Anayasal bir güvence olan eşitlik ilkesi, nesnel ve haklı bir sebebi bulunsa bile farklı muamelenin farklı muameleye maruz kalana orantısız bir külfet yüklenmemesini gerektirir (Mehmet Fatih Bulucu, § 77).
76. Hizmetlerinin tamamını 5434 sayılı Kanun veya 5510 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi kapsamında geçirenler, başka bir deyişle hizmet birleştirmesi yapmaksızın emekliye ayrılabilecekler ile hizmet birleştirmesi yaparak emekliye ayrılabilecekler arasında emeklilik ikramiyesi ödenmesinde bir fark öngörme bakımından kanun koyucu takdir yetkisine sahip ise de karşılaştırılabilir gruplar arasında ortaya çıkacak farklılığın orantılı olması gerekir. Hizmetlerinin tamamını 5434 sayılı Kanun veya 5510 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi kapsamında geçirenlere kamu görevinden çıkarıldığında emeklilik ikramiyesi tam olarak ödendiği halde 5434 sayılı Kanun’un 89. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hizmet birleştirmesi yaparak emekliye ayrılanlara hiç emekli ikramiyesi ödenmemektedir. Burada 5434 sayılı Kanun veya 5510 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi kapsamında geçirilen sürenin çok uzun olması, 25 yılı tamamlamak için bu kanun hükmü dışındaki mevzuata göre çalışılan ve birleştirilen sürenin 1 ay bile olması durumu değiştirmemektedir. Nitekim somut olaydaki gibi 5434 sayılı Kanun veya 5510 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi kapsamında 23 yıllık hizmeti bulunan, sadece başka mevzuat kapsamındaki iki yıllık çalışma süresini birleştiren başvurucuya -bu mevzuata göre çalıştığı süre ile orantılı olarak da olsa- emeklilik ikramiyesi ödenmemişken aynı nedenlerle kamu görevine son verilen, 25 yıllık süresini anılan mevzuat kapsamında geçirenlere emeklilik ikramiyesi tam ödenmiştir. Bu durumda karşılaştırılabilir gruplar arasında ortaya çıkan farklılığın açıkça orantısız olduğu sonucuna varılmıştır.” hususları belirtilerek ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine karar verildiği görülmektedir.
Uyuşmazlıkta; davacının, 5510 sayılı Kanunun 4/1-(c) bendine tabi (5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu) ve 5510 sayılı Kanunun 4/1-(a) bendi kapsamındaki hizmeti olmak üzere, farklı sosyal güvenlik kurumlarına tabi olarak geçen hizmet süreleri birleştirilmek suretiyle aylık bağlandığı, Emekli Sandığına tabi olarak geçen hizmet süresinin tek başına Sandıktan aylık bağlanmaya yeterli olmadığı, davacının, Kanun Hükmünde Kararname gereğince görevine son verildiği görülmektedir.
Bu durumda; 5434 sayılı Kanunun 89. maddesinin atıfta bulunduğu 1475 sayılı Kanunun 14. maddesi hükmü dikkate alındığında emekli ikramiyesinin ödenemeyeceği anlaşılmakta ise de; Anayasa Mahkemesinin FİKRET ASLAN BAŞVURUSU (Başvuru Numarası: 2019/41241) göz önünde bulundurulduğunda, Emekli Sandığına bağlı olarak geçen hizmet süresinin tek başına yeterli olması halinde görevin ne şekilde sona erdiğine bakılmadan emekli ikramiyesi ödeneceği halde hizmet süresinin tek başına emekliliğe yeterli olmaması durumunda kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak hizmetin sona ermiş olma koşulunun aranması sonucu emekli ikramiyesine hak kazanma bakımından davacıya orantısız külfet yüklenerek mülkiyet hakkıyla bağlantılı ayrımcılık yasağını ihlal ettiği sonucuna varılmış olduğundan, davacının emekli ikramiyesi ödenmesi isteğiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, Anayasanın 125. maddesinde yer alan: “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” hükmü gereğince, dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığından, dava konusu işlem nedeniyle 5510 sayılı Yasanın 4/1-(c) bendine (5434 sayılı Yasa) tabi fiili hizmetlerine karşılık yoksun kaldığı emekli ikramiyesinin ödenmesi gerekmektedir.
Av. Mesut ÖZER
ÖZER & ÖZER AVUKATLIK ve ARABULUCULUK BÜROSU