Taşınmazın Banka Tarafından İhale İle Satılmasında Karşılaşılan Usulsüzlükler!

1- KANUNA AYKIRI TEBLİGAT:

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ KARARI:
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Şikayetçi, sulh hukuk mahkemesindeki şikayetinde, taşınmaz satış ilanı tebligatının usulsüz olduğunu ileri sürerek ihalenin feshini talep etmiş, mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesine göre; ”Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır. Ayrıca başkaca adres araştırması yapılmaz. 79 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre renkli bastırılan tebligat zarfında, adresin muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresi olduğu belirtilerek bu adrese tebligat yapılacağına dair meşruhata yer verilir.” denilmiştir. Bu yönetmeliğe göre 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 2l/2.maddesi gereğince tebligat yapılabilmesi için, tebliği çıkaran mercice, tebligat çıkarılan adresin, muhatabın, adres kayıt sistemindeki adresi olduğuna dair tebliğ evrakı üzerine kayıt düşülmesi zorunludur. Yani; tebligatı çıkaran merci tarafından adres kayıt sitemine ilişkin olarak şerh verilmeden dağıtıcı tarafından 21/2.maddesine göre tebliğ işlemi yapılamaz.
Somut olayda; şikayetçi adına çıkartılan satış ilanı tebligatının ‘… Mahallesi İnönü Caddesi No: 10 İç Kapı No: ….” adresine tebliğe çıkarıldığı, dağıtıcı tarafından 17.03.2015 tarihinde ”Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup tebliğ imkansızlığı sebebiyle TK.m. 21/2 gereğince Hamidiye mahalle muhtarlığına tebliğ edilmiş olup 2 nolu haber kağıdı muhatabın kapısına yapıştırılmıştır.” denilerek tebliğ işleminin tamamlanmış olduğu, tebliği çıkaran merci tarafından bu adresin muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğu için tebligatın TK.’nun 21/2. maddesine göre tebliğ edilmesi gerektiğine ilişkin bir şerhin verilmediği anlaşılmıştır.
Tebligat mazbatasını çıkaran merci tarafından Tebligat Yönetmeliğinin 16/2. maddesi kapsamında bir şerh verilmediği için tebligatın TK.’nun 21/1 ve Tebligat Yönetmeliğinin 30.maddesine göre yapılması gerekirken dağıtıcının kendiliğinden TK.’nun 21/2. maddesine göre yapması kanuna aykırıdır. Ayrıca satış dosyasında tebliğe çıkarılıp da iade dönen tebligat bulunmamaktadır. Bu nedenlerle tebligat usulsüz tebliğ edilmiştir.
İİK.nun 127. maddesi gereğince taşınmaz satışlarında, satış ilanının bir örneği borçluya tebliğ edilmelidir. Borçluya satış ilanının tebliğ edilmemiş olması veya usulsüz tebliğ edilmesi başlı başına ihalenin feshi sebebidir.
O halde mahkemece yukarıda açıklanan nedenlerle şikayet kabul edilerek ihalenin feshine karar verilmesi yerine, yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16.02.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Y12HD 16.02.2016 E.2015/32600 – K.2016/4017
____________ oOo ____________
Y12HD
Esas : 2015/32090
Karar : 2016/791
Tarih : 14.01.2016 ——
YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ KARARI:
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi …. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Şikayetçi ipotek veren ve borçlu şirket icra mahkemesine başvurularında; sair şikayetleri ile birlikte kıymet takdiri raporu ve satış ilanının usulsüz tebliğ edildiğini, kıymet takdiri raporu tebliğ edilmediğinden itiraz edemediklerini ileri sürerek 06.11.2014 tarihli taşınmazın ihalesinin feshini istemişler, mahkemece tebligatların usulüne uygun olduğu, muhammen bedelin üzerinde satılarak zarar unsurunun gerçekleşmediği gerekçesiyle şikayetin reddine karar verildiği görülmüştür.
Bilinen adrese çıkartılan tebligatın bilâ tebliğ edilmesi üzerine, Tebligat Kanunu’nun 10/2. maddesine göre, muhatabın adrese dayalı nüfus kayıt sistemindeki adresi bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve çıkaran mercii tarafından Tebligat Yönetmeliği’nin 16/2. maddesi gereğince ilgili şerh verilerek Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesi gereğince tebligat yapılır.
Dosyada ipotek veren borçlu … adına çıkartılan kıymet takdiri raporu ve satış ilanı tebliğ işleminin incelenmesinde;
Somut olayda, ipotek veren borçlu …’a gönderilen kıymet takdiri raporunun mernis adresine TK’nun 21/2. maddesine göre 18.06.2014 tarihinde tebliğ edildiği anlaşılmıştır. Adı geçen borçluya takip dosyasında bilinen adresine 7201 sayılı TK.’nun 10/1. maddesi uyarınca normal tebligat çıkarılarak tebliğ edilmesi, bildirilen tüm adreslere çıkarılacak tebligatların bila tebliğ dönmeleri halinde ise aynı Kanun’un 10/2. maddesi yollamasıyla TK’nun 21/2. maddesine uygun olarak tebligat çıkarılması gerekirken bu sıralamaya uyulmadan doğrudan doğruya TK’nun 21/2. maddesine göre işlem yapılması tebligat kanununa aykırı olup anılan kıymet takdir raporu tebliğ işlemi usulsüzdür.
Satış ilanı tebliğ işleminin incelenmesinde ise; borçlu …’a gönderilen satış ilanının 29.09.2014 tarihinde bila tebliğ iade edilmesinden sonra mernis adresine TK’nun 21/2. maddesine göre 14.10.2014 tarihinde tebliğ edildiği anlaşılmıştır. 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 2l/2. maddesi gereğince tebligat yapılabilmesi için, tebliği çıkaran mercice, tebligat çıkarılan adresin, muhatabın, adres kayıt sistemindeki adresi olduğu belirtilerek bu adrese TK’nun 21/2. maddesine göre tebligat yapılacağına dair tebliğ evrakı üzerine kayıt düşülmesi zorunlu olup; tebligatı çıkaran mercii tarafından söz konusu şerh verilmeden dağıtıcı tarafından TK’nun 21/2. maddesine göre tebliğ işlemi yapılamayacağı açıktır. Şikayete konu satış ilanı tebliğ evrakı üzerinde; tebligat mazbatasını çıkaran mercii tarafından TK’nun 23/1-8. ve Yönetmeliğin 16/2. maddesi kapsamında bir şerh verilmediği anlaşılmakta olup; dağıtıcının kendiliğinden satış ilanı tebliğ işlemini TK’nun 21/2. maddesi uyarınca yapması yukarıda değinilen yasa ve yönetmelik hükümlerine aykırıdır. Bu nedenle, sözü edilen tebligatın usulüne uygun yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Borçlu şirket adına çıkartılan kıymet takdiri raporu ve satış ilanı tebliğ işleminin incelenmesinde;
Hükmi şahıslara ne şekilde tebligat yapılacağı 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 12 ve 13. maddelerinde belirlenmiştir. Tebligat adresinin borçlu şirketin ticaret sicilinde kayıtlı adresi olması ve tevziat saatlerinde kapalı olması veya tebligatın alınmasından imtina edilmesi halinde bu adrese 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 21/1. ya da 35/4. maddelerine göre tebligatın yapılması gerekir.
Somut olayda, takip dosyasından borçlu şirkete gönderilen icra emrinin bila tebliğ iade edilmesi üzerine borçlu şirkete başkaca icra emri tebliğ edilmeden dolayısı ile borçlu şirket yönünden takip kesinleşmeden ve şartları oluşmadığı halde kıymet takdiri raporu ve satış ilanı tebligatlarının Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebliğ edildiği anlaşılmakla, borçlu şirkete TK’nun 35. maddesine göre yapılan kıymet takdiri raporu ve satış ilanı tebliğ işlemleri usulsüzdür.
İİK’nun 128/a madddesi uyarınca kıymet takdirinin tebliğ edildiği ilgililer raporun tebliğinden itibaren 7 gün içinde raporu düzenleten icra dairesinin bulunduğu yerdeki icra mahkemesinde şikayette bulunabilirler. Kıymet takdir raporu borçlulara usulüne uygun tebliğ edilmediği ve takip dosyasında da borçluların kıymet takdirine muttali olduğuna dair herhangi bir işlem bulunmadığı için, kıymet takdirine ilişkin hususların ihalenin feshi davası sırasında mahkemece değerlendirilmesi gerekmektedir.
İİK’nun 134/8. maddesinde; “İhalenin feshini şikayet yolu ile talep eden ilgili, vaki yolsuzluk neticesinde kendi menfaatlerinin muhtel olduğunu ispata mecburdur” düzenlemesi yer almaktadır.
Yerleşik Yargıtay uygulamasına göre satış bedelinin muhammen bedelin yüzde yüzünün üstünde olması halinde zarar unsuru oluşmayacağından, ihalede zarar unsurunun gerçekleşmediğinin kabulü gerekir. Her ne kadar somut olayda, feshi istenilen ihaleye konu olan taşınmazın satış bedeli muhammen bedelinin yüzde yüzünün üzerinde satıldığı, dolayısıyla satış bedelinin taşınmazın muhammen bedelinin üzerinde olduğu anlaşılmış olsa da satış ilanı ve kıymet takdiri tebliğlerinin de usulsüz olduğu ve borçluların kıymet takdirine itiraz ettiği görülmektedir.
O halde mahkemece, fesih nedeni olarak ileri sürülen kıymet takdirine ilişkin itirazları konusunda uzman bilirkişi marifeti ile keşif yapılmak suretiyle incelenerek, taşınmazın tespit edilecek değerinin, ihalede esas alınan muhammen bedelin üzerinde olması halinde ihalenin feshine karar verilmesi, muhammen bedelin altında olması halinde ise zarar unsuru oluşmayacağından ihalenin feshi isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçluların temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.01.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Y12HD 14.01.2016 E.2015/32090 – K.2016/791

Y12HD
Esas : 2012/31890
Karar : 2013/8231
Tarih : 8.03.2013 ——
YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ KARARI:Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Borçlu vekili, müvekkiline gönderilen ödeme emri tebligatının usulsüz olduğunu iddia ederek tebliğ tarihinin öğrenme tarihi olan 01.6.2012 tarihi olarak düzeltilmesine karar verilmesini talep etmiş; mahkemece borçlu adına yapılan tebliğ işleminin Tebligat Kanunu’nun 21/2 maddesi kapsamında usulüne uygun olarak yapıldığı gerekçesi ile şikayetin reddine karar verilmiştir.
Bakırköy 6. İcra Müdürlüğü’nün 2012/9245 sayılı takip dosyasında örnek 7 ödeme emrinin gönderildiği tebliğ evrakı üzerine ”Mernis Adresi” yazılarak tebliğe çıkarıldığı ve dağıtıcı tarafından TK.’nun 21/2.maddesine göre 20.4.2012 tarihinde tebliğ edildiği görülmüştür.
11.01.2011 tarihinde 6099 Sayılı Kanunun 3. maddesiyle 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 10. maddesine eklenen 2.fıkraya göre ; ”Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.”
Tebligat Kanunu’nun uygulanmasına dair yönetmeliğin bilinen adreste tebligat başlıklı 16/2.maddesinde; ”Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır” düzenlenmesine yer verilmiştir.
6099 Sayılı Kanunun genel gerekçesinde ”… Uygulamada yaşanan sorunları önlemek üzere tasarıda yer verilen en önemli değişiklik, 25/4/2006 tarihli ve 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda kabul edilen adres kayıt sisteminin Tebligat Kanunu’na intibakının sağlanmasıdır. Hatta bu yolla, bazen on-onbeş tebligatla dahi sonuç elde edilemeyen durumlarda (ilanen tebligatın gerektirdiği istisnai haller hariç), en fazla iki veya üç tebligatla sorun Çözülebilecektir” denilmiştir.
Tebligat Kanunu’nun 10.maddesine eklenen ikinci fıkrasında gerçek kişilere yapılacak tebligatla ilgili olarak iki aşamalı bir yol benimsenmiştir. Muhatabın adresi takip alacaklısı (veya davacı) tarafından bildirilecek ve normal tebligat çıkarılacaktır.
Bildirilen adresin muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi veya başka bir adresi olması arasında fark bulunmamaktadır. Bildirilen adrese çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi halinde, tebligat, muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre çıkarılacaktır. Tebligat Kanunu’nun 10/2 ve 21/2. maddeleri farklı şekilde yorumlanarak, muhatabın başka adresinin bilinmediği gerekçesiyle adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine doğrudan 21/2. maddeye göre tebligat çıkartılması yasanın amacına uygun değildir. Bu davranış Anayasanın 36.maddesine aykırı olduğu gibi muhatabın savunma hakkının da kısıtlanması anlamına gelir.
Tebligat Kanunu’nun 21/2.maddesi aynı zamanda özünde cezalandırmayı da amaçlayan bir düzenleme içermektedir. Yasa koyucu 5490 Sayılı Kanuna göre doğru adresini zamanında nüfus müdürlüğüne bildirmeyen vatandaşı cezalandırmak amacını gütmüştür. Ancak Tebligat Yasasının dar yorumlanması, geçerli bir mazereti nedeniyle yeni adresini zamanında nüfus müdürlüğüne bildiremeyen veya önemli bir mazereti nedeniyle (yatarak hastahanede tedavi gören hasta gibi) bir kaç aylığına adresinden ayrılmak zorunda kalan vatandaşın cezalandırılmasına neden olur. Yasanın yorumunda yardımcı kaynak olan madde gerekçelerini dikkate almak gerekir. Tebligat Kanunu’nda değişiklik yapılan madde gerekçelerinden de açıkça anlaşılacağı üzere iki veya üç tebligatla sorun çözülmek istenmiştir. Hem yasa metninde, hem yasanın uygulanmasını gösteren yönetmelikte ve hem de madde gerekçesinde, muhatabın sadece adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresinin bilinen adres olarak bildirilmesi halinde doğrudan 21/2’ye göre tebligat yapılacağı açıklamasına yer verilmemiş, bilakis bildirilen adrese tebligat yapılamaması halinde 21/2’ye göre tebligat yapılacağı önemle vurgulanmıştır. Adres kayıt sistemindeki adres tebligat yapılamayacağı açıkça anlaşılan bir adres olmadığı için, öncelikle normal bir tebligat çıkartılarak Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesinde ve Tebligat Yönetmeliği’ninin 30. maddesinde muhatap lehine olan araştırmaların yapılarak tebligatın kendisine ulaşması ve bilgilendirme işleminin yerine getirilmesi gerekir.
Tebligatın anlamı bildirimdir. Tebligatın yazılı bildirim ve belgelendirme olmak üzere iki ana unsuru vardır. Tebligat savunma hakkı ile de sıkı sıkıya bağlıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 30.12.2009 tarihli ve 2009/12-563E.-2009/600 K. sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere icra takibinin sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, itirazların yapılabilmesi ve takibin süratle sonuçlandırılabilmesi, ancak, tarafların icra takibinden usulünce haberdar edilmesi ile mümkündür. Zira, takip borçlusunun hangi icra dairesinde aleyhine takip bulunduğunu, hakkındaki taleplerin nelerden ibaret olduğunu bilmesi ve varsa itirazlarını zamanında ve doğru merciiye yöneltebilmesi usulüne uygun olarak yapılacak tebligat ile sağlanabilir.
Somut olayda şikayet konusu yapılan tebligatın, TK.’nun 10/2.. maddesi gözardı edilerek borçluya önceden hiçbir tebligat çıkarılmadan ve yasal şartları oluşmadan doğrudan TK.’nun 21/2. maddesine göre çıkartıldığı ve bu tebligatın yukarıda anlatılan usule aykırı bir tebligat olduğu görülmüştür.
Usule aykırı tebliğin hükmü ise 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 32. ve Tebligat Yönetmeliği’nin 53.maddelerinde düzenlenmiş olup, anılan maddelerde, tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatap tebliğe muttali olmuş ise geçerli sayılıp, muhatabın beyan ettiği tarihin tebliğ tarihi olarak kabul edileceği belirtilmiştir.
O halde mahkemece, usulsüz tebligat şikayetinin kabulü ile Tebligat Kanunu’nun 32. maddesi gereğince; tebligatın tarihinin öğrenme tarihi olarak düzeltilmesine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08/03/2013 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Y12HD
Esas : 2012/28779
Karar : 2013/301
Tarih : 15.01.2013 ——
—YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ KARARI:Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Borçlu vekili icra mahkemesine başvurusunda; borçluya yapılan tüm tebligatların Tebligat Kanunu’nun 35.maddesine göre usulsüz olarak tebliğ edildiğini, şartname, askı tutanağı ve indirme tutanağının ayrı ayrı düzenlenmesi gerekirken tek tutanak düzenlendiğini, katılımcılar arasında ihaleden önce anlaşma olduğunu ileri sürürek ihalenin feshini istemiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonunda 02.11.2011 tarihli duruşmada gider avansını yatırması için süre verilmesine rağmen yatırılmadığı, asıl takip dosyası getirtilmediğinden tebligata ilişkin şikayetin tespit edilemediği ve davacının asıl dosyanın getirtilmesi için gerekli masrafı yatırmadığından istemin reddine karar vermiştir.
İİK. nun 127. maddesi gereğince taşınmaz satışlarında, satış ilanının bir örneği borçluya tebliğ edilmelidir. Borçluya satış ilanının tebliğ edilmemiş olması veya usulsüz tebliğ edilmesi başlı başına ihalenin feshi sebebidir.
7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 10.maddesinde tebligatın, muhatabın bilinen en son adresine yapılacağı belirtilmiş, 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 Sayılı Yasa ile eklenen aynı maddenin ikinci fıkrasında ise aynen “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır” hükmü getirilmiştir.
Tebligat Kanununun 35. maddesinin 1. fıkrasına göre; “Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.” 19/01/2011 tarihinde yürürlüğe giren 11.01.2011 tarih ve 6099 Sayılı Kanunun 9.maddesi ile değişik Tebligat Kanunu’nun 35.maddesinin 2. fıkrasında “Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın birnüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır” düzenlemesi yer almaktadır. Söz konusu maddeye göre, tebligat yapılabilmesi muhatabın adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresinin bulunmaması şartına bağlanmıştır. Adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresinin tespit edilmesi halinde 6099 sayılı kanun ile değişik 7201 Sayılı Tebligat kanununun 21/2.maddesi gereğince tebligat yapılacaktır.Somut olayda, borçluya yapılan satış ilanı tebligatı yukarıda anılan Tebligat Kanunu’ndaki 19.01.2011 tarihli değişiklikten sonra Tebligat Kanunu’nun 35.maddesine göre yapılmıştır. Bu durumda mahkemece, tebliğ tarihi itibariyle adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresinin bulunup bulunmadığı araştırılarak, yukarıda açıklanan kurallar doğrultusunda satış ilanı tebliğinin usulüne uygun olup olmadığının tespit edilmesi, tebligatın usulsüz olduğunun anlaşılması halinde ise süre, ıttıla tarihinden itibaren başlayacağından, şikayetin süresinde olduğunun kabulü ile Dairemizin süregelen içtihatlarına göre satış ilanı tebliğindeki usulsüzlüğün başlı başına ihalenin feshi sebebi olduğu gözönüne alınarak varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
Öte yandan olay tarihinde uygulanması gereken HUMK.nun 62, Avukatlık Kanununun 41, Tebligat Kanununun 11.maddeleri gereğince vekille takip edilen işlerde vekile tebligat zorunludur. Fethiye İcra Mahkemesi’nin 03.11.2010 tarih 2010/171-676 sayılı kıymet takdirine itirazında borçlunun vekille temsil edilmesine rağmen, vekil yerine asile satış ilanı tebligatı yapılması da başlı başına usulsüzlük nedenidir. Ayrıca mahkemece, borçluya gider avansının yatırılması için kesin süre verildiğinden bahisle de istemin reddine karar verilmişse de; dosyada borçlu vekiline bu konuda yapılan bir tebligat olmadığı gibi yukarıda açıklandığı üzere Tebligat Kanunu’ndaki değişiklikten sonra anılan yasanın 35.maddesine göre yapılan tebligatın usulsüzlüğü için asıl takip dosyasının da celbine gerek bulunmamaktadır.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15.01.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

2- TEBLİGATIN AVUKAT YERİNE ASİLE YAPILMASI:
Bu durumda, HMK’nun 73, 81, 82, 83, Avukatlık Kanunu’nun 41. Tebligat Kanunu’nun 11. maddeleri gereğince vekille takip edilen işlerde vekile tebligat zorunludur. Yukarıdaki maddeler gereğince, kıymet takdir raporunun ve satış ilanının vekile tebliği gerekir. Takip dosyasına ayrıca vekaletname sunulmamış olması, söz konusu icra dosyası yazısının dosyaya ibraz edilmiş olması karşısında artık borçlunun takipte vekille temsil edildiği gerçeğini ortadan kaldırmaz. Emredici nitelikteki bu düzenlemelerden kaynaklanan yasal zorunluluğa aykırı olarak, vekili varken asile gönderilen satış ilanı tebligatı yok hükmünde olup sonuç doğurmaz. Şu hale göre, vekil ile takip edilen işlerde vekile tebligat zorunlu olduğundan asile yapılan tebligatın usulüne uygun olup olmaması da sonuca etkili değildir. İİK’nun 127. maddesi gereğince taşınmaz satışlarında, satış ilanının bir örneği borçluya (varsa vekiline) tebliğ edilmelidir. Borçluya satış ilanının tebliğ edilmemiş olması veya usulsüz tebliğ edilmesi Dairemizin süreklilik arzeden içtihatlarına göre başlı başına ihalenin feshi sebebi olup, borçlu vekiline satış ilanının tebliğ edilmemesi veya usulsüz tebliğ edilmesi de aynı hukuki sonuçları doğurur. O halde, mahkemece şikayetin kabulü ile ihalenin feshine karar verilmesi gerekir (Yargıtay 12 Hukuk Dairesi, Esas : 2016/26141Karar : 2017/3551Tarih : 9.03.2017)

3- ELEKTRONİK ORTAMDA TEKLİF VERMEDE KARŞILAŞILAN USULSÜZLÜKLER:

İİK’nun 126. maddesinde; “Açık artırmaya elektronik ortamda teklif verme yoluyla başlanır. Elektronik ortamda teklif verme, birinci ihale tarihinden yirmi gün önce başlar, ihalenin tamamlanacağı günden önceki gün sonunda sona erer; ikinci ihalede ise elektronik ortamda teklif verme birinci ihaleden sonraki beşinci gün başlar, en az yirmi gün sonrası için belirlenecek ikinci ihalenin tamamlanacağı günden önceki gün sonunda sona erer. Elektronik ortamda verilecek teklifler haczedilen malın tahmin edilen kıymetinin yüzde ellisinden az olamaz; teklif vermeden önce, haczedilen malın tahmin edilen kıymetinin yüzde yirmisi nispetinde teminat gösterilmesi zorunludur. Satışa çıkarılan taşınmaz üzerinde hakkı olan alacaklının alacağı yukarıdaki fıkrada yazılı oranda ise artırmaya iştiraki halinde ayrıca pey akçesi teminat aranmaz. 114 üncü maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları taşınmazın satış ilanı hakkında da uygulanır” hükmüne yer verilmiştir. 02/07/2012 tarih ve 6352 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile değişik İİK’nun 114/3. maddesinde; “…Satış ilanı elektronik ortamda da yapılır” düzenlemesi yer almaktadır.
Diğer taraftan, aynı Yasanın İİK’nun 124/3. maddesinde, “Şartnameye,…elektronik ortamda teklif vererek artırmaya katılacakların teminat göstermeleri gerektiği ve elektronik ortamda teklif vermeye ilişkin hususlar yazılır” hükmüne yer verilmiştir. 02/07/2012 tarih ve 6352 sayılı Kanun’un 31. maddesi ile değişik İİK’nun 129/1. maddesinde de; “Birinci ve ikinci ihale icra memuru tarafından, ilanda belirlenen yer, gün ve saatte elektronik ortamda verilen en yüksek teklif üzerinden başlatılır. Taşınmaz üç defa bağırıldıktan sonra, elektronik ortamda verilen en yüksek teklif de değerlendirilerek, en çok artırana ihale edilir” düzenlemesi mevcuttur.
Somut olayda; takip dosyası içinde bulunan satış ilanı ve şartnamede elektronik ortamda teklif vermeye ilişkin hususlar düzenlendiği ve ilk artırma tarihi 15.01.2018 olduğu halde; e-satış ihale yayın bilgisi raporuna göre elektronik ortamda ilk ilan tarihinin 15.01.2018 SAAT 11:04 olduğu, elekronik ortamda belirtilen ilan başlangıç tarihi ile ilk ihale saati arasında sadece 4 saat olup, bu sürenin elekronik ortamda teklif vermek isteyenler için yasada öngörülen 20 günlük süreden az olduğu görülmektedir. Bu durumda elektronik ortamda usulüne uygun ilan yapılmadığı açıktır. İİK’nun 114/3. maddesinde yer alan satış ilanının elektronik ortamda yapılması ilkesi kanunun emredici hükmü olup; bu husus başlı başına ihalenin feshi sebebi olduğundan mahkemece re’sen dikkate alınmalıdır. O halde mahkemece, kamu düzenine ilişkin olan İİK’nun 129/1. maddesi gereğince satış bedelinin satış masraflarını karşılamadığı ve İİK’nun 126/4. maddesi uyarınca usulüne uygun elekronik ilan yapılmadığı hususları re’sen gözönünde bulundurularak ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken, şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2015/29032 E. , 2015/31145 K.)

Av. Mesut ÖZER

ÖZER & ÖZER

Hukuk ve Danışmanlık Bürosu