Genel olarak ayıp, satış sözleşmesine konu olan malda ortaya çıkan ve alıcının o maldan tümüyle veya gerektiği gibi yararlanmasını engelleyen eksiklikler ve bozuklukları ifade eder.
Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hallerde alıcı lehine bazı seçimlik haklar doğar. Alıcı isterse sözleşmeden dönebilir, isterse satış bedelinden indirim yapılmasını isteyebilir veya satılanın ücretsiz onarılmasını ya da satılanın ayıpsız benzeri ile değiştirilmesini isteyebilir. Bu haklar 6098 Sayılı Borçlar Kanunu Madde 227’de sayılmıştır. Bu 4 seçimlik hakkı ayrıntılı açıklayacak olursak;
1) Alıcının sözleşmeden dönmesi: Alıcı satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönebilir. Bu dönme hakkının dava yoluyla ileri sürülmesine gerek yoktur. Sözleşmeden doğrudan doğruya dava açmak suretiyle de dönülebilir, fakat sözleşmeden ister dava dışındaki beyanla ister hakim hükmüyle dönülsün sonuçlar hep aynıdır.
2) Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme: Bedelin indirilmesine karar verildiği takdirde satış sözleşmesi ve ona bağlı olan tüm haklar devam eder. Alıcı satılan şeyi muhafaza eder ve bedeli eksiklik oranında indirilmiş olarak öder, alıcı daha önceden bedelin tamamını ödemişse indirilen kısmı geri isteyebilir.
3) Satılanın ücretsiz onarılmasını isteme: 6098 Sayılı Borçlar Kanunu’na göre “aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteyebilir.” Kural olarak bu yol tercih edildikten sonra başka bir seçimlik hak ile değiştirilemez. Ancak bu seçimlik hakkın yerine getirilmesi imkansızsa veya alıcıyı malı kullanmaktan mahrum bırakacaksa süresi geçmiş olsa bile, aşıcı diğer seçimlik haklarını kullanabilir.
Örneğin, alınan bir otomobilin ayıplı çıkması halinde (garanti sözleşmesinde yoksa) otomobilin onarımını isteyen alıcı, bu ayıbın onarımının mümkün olmadığını öğrendiği durumlarda diğer haklarını kullanabilmelidir.
4) Olanak varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme:
Bu hak bir kez kullanılmakla sona erdiğinden değiştirme talep edildikten sonra seçimlik hak değiştirilemez. Satılanın alıcının fiili ile telef olduğu durumlarda, başkasına devredildiği durumlarda bu hak kullanılamaz.
Alıcı değiştirmeyi talep etmişse ve bu talep yerine getirilirken gecikme yaşanmışsa buna dayanarak tazminat istenebilir.
Duruma satıcı açısından bakacak olursak; satıcı aynı malın benzerini hemen vererek alıcının uğradığı zararın tamamını gidererek alıcının seçimlik haklarını kullanmasını engelleyebilir.
ALICININ GENEL HÜKÜMLERE GÖRE TAZMİNAT İSTEME HAKKI
Alıcı hangi seçimlik hakkı kullanmış olursa olsun ayrıca satılanın ayıplı tesliminden dolayı uğradığı zararlar için genel hükümlere göre tazminat isteme hakkına sahiptir. Örneğin alıcının aldığı arabanın imalat hatası nedeniyle kaza yapması halinde, bu kazada uğradığı cismani zararların tazminini isteyebilir. Yani buna göre, satıcı satılanın ayıplarından kaynaklanan doğrudan zararlardan ve kusurlu olması halinde de dolaylı zararlardan sorumlu olmalıdır.
Alıcı malın değiştirilmesiyle birlikte ayıplı mal nedeniyle uğramış olduğu zararların tazmini isteyebilir. Örneğin alıcı satın almış olduğu buzdolabının elektrik kaçağı yapmış olması nedeniyle elektriğe çarpıldıysa, hem buzdolabının değiştirilmesini hem de çarpılma nedeniyle uğradığı zararların tazminini isteyebilir.
ZAMANAŞIMI SÜRESİ
6098 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 231. maddesi gereğince; “Satıcı daha uzun bir süre için üstlenmiş olmadıkça, satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile, satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.” Madde hükmünden de anlaşılacağı üzere, alıcı seçim hakkını iki yıl içerisinde kullanmak durumunda olduğu belirtilmiştir.
Ancak söz konusu ayıp ağır kusur veya hile ile gizlenmiş ise zamanaşımı hükümleri uygulanmaz. (TKHK 12/3). Satıcının ağır kusuru durumunda seçimlik hakkı TBK Madde 146 ‘da öngörülen genel zamanaşımı süresi içinde kullanılmalıdır. Çünkü alıcının seçim hakkı satış sözleşmesinden doğmakta ve bu sebeple akdi niteliklidir. TBK 231 /f de daha uzun bir zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği hususunda bir açıklık bulunmadığına göre TBK ‘da öngörülen 10 yıllık zamanaşımının kullanılacağı kabul edilir.
ÖZER & ÖZER HUKUK BÜROSU
Av. ZEYNEP ÖZER
KAYNAKÇA:
-Prof.Dr.Fikret EREN BORÇLAR HUKUKU
-Prof. Dr. CEVDET YAVUZ TÜRK BORÇLAR HUKUKU ÖZEL HÜKÜMLER