Ceza Hukukunda Avukatın Rolü

Avukat, yargının kurucu unsurudur. Avukatsız bir yargı düşünülemez; avukatın dışlandığı bir sistemde haktan, özgürlükten, hukuki güvenlikten ve demokrasiden söz edilemez.
Avukatın sistemdeki yeri ve işlevinin yargının diğer kurucu unsurları ve toplum tarafından içselleştirilmediği bir ülkede, “savunma hakkının kutsallığı” söylemi, esasa etkili olmayan içi boş bir özdeyişten ibaret kalır.
Hiç kuşkusuz savunma hakkının etkin bir şekilde kullanılabilmesi, avukatın hak ve yetkilerine saygı duyulmasını zorunlu kılar. Üzülerek belirtmek gerekirse ülkemizde hak savunucusu avukatlar, en çok hak ihlaline maruz bırakılan meslek gruplarının başında gelmektedir. Bu, hukuk devleti ve demokrasinin ölçüsünün de bir göstergesidir.
Ceza hukuku açısından şüpheli, soruşturma evresinde suç şüphesi altında bulunan kişiyi, sanık kavramının ise kovuşturmanın başlamasından hükmün kesinleşmesine kadar suç şüphesi altında bulunan kişiyi ifade eder (CMK m.2).
Dolayısıyla bu kişi veya kişiler Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Ceza Muhakemesi Yasası’nda kendisine tanınan tüm haklardan yararlanacaktır. Ceza Muhakemesi‘nde hak ve yetkilere sahip olan ve talepleriyle mahkemeye yön veren şüpheli veya sanık, iddia makamı karşısında varsa müdafii ile birlikte savunma makamını işgal eder.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde, bir suçla suçlanan kişinin kendi kendini savunma ve savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklardan yararlanma hakkına sahip olduğunu belirterek, bireysel savunma hakkının kullanabilmesini güvence altına almıştır.
Sanık kendi kendini savunmayıp avukat ile temsil ettirdiğinde, bu yine de şüpheli veya sanığın savunmasının ‘bireysel’ olma niteliğini etkilemez. Gelişen ve değişen dünyada birçok şey olumlu yöne evrilirken ne yazık ki ülkemizde avukatlar olanca güçle itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor.
Oysa avukatın temel görevi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin korumaya aldığı Hak ve Özgürlüklerden ‘ADİL YARGILANMA HAKKI‘ başlıklı 6.maddesinin 2.fıkrasının ‘Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.’ ilkesinin eksiksiz uygulanmaya çalışılmasına ve maddi gerçeğe ulaşılmasına yardım etmektir.
Avukatın temel görevi müvekkilinin işlediği iddia edilen suçun savunulmasından ziyade sanki avukat=müvekkil gibi ilginç bir çıkarım yapılmaya çalışılmaktadır.
27 Ağustos – 7 Eylül 1990 tarihleri arasında Havana’da toplanan Suçların Önlenmesine ve Suçların Islahı Üzerine Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edilen Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler (Havana Kuralları) Prensip 18: “ Avukatlar görevlerini icra etmeleri nedeniyle müvekkilleriyle veya müvekkillerinin davalarıyla özdeşleştirilemezler.”
Savunmayı temsil eden ve kamu hizmeti yapan avukatların soruşturulmaları ve bürolarının aranması, bu konudaki özel düzenlemeler dikkate alınarak yapılması gerekirken bu düzenlemelerin hiçe sayılmasını, üstüne bir de avukatın temsil ettiği kişiler ve üstlendiği görevlerden dolayı soruşturulmalarını ve tutuklanmalarını açıkça bu ilkelerin ihlali sayılır.
Nasıl ki doktor/hasta ilişkisinde kanser olan bir hastayı doktorun hasta ettiği düşünülemiyorsa veya düşünülmesi doğru olmayacaksa, avukatında işlendiği iddia edilen suça cevaz verdiği de düşünülemez.
Hiçbir avukatın, işlendiği iddia edilen gasp,hırsızlık,adam öldürme,istismar,tecavüz,bombalı saldırılar, anayasal düzene karşı suçlar, vergi kaçakçılığı gibi fiilleri tasvip ettiğinden veya desteklediğinden müvekkilini savunduğu düşünülemez. Aksine sanıktan bağımsız, ancak onun yararına faaliyette bulunan adli bir organ olarak görev aldığı kabul edilir.
Avukatın temel görevi savunmayı savunmaktır. Madalyonun bir de öteki yüzüne bakacak olursak tecavüz şüphelisi hakkında araştırmalar yapıldı ancak yeterli delil bulunmadığı için ağır ceza heyeti tarafından beraat kararı veren hâkimler tecavüzcü olur mu? Elbette ki böyle bir şey mümkün değildir. Bu tür söylem ve algılar temel insan haklarına zarar vermektedir.
’Hukuka bağlı devlet’ kuramı hâkimin delilleri serbestçe takdir edebilmesi için itham edebilmesi için suçlanan ile suçlayan arasında eşitliğin bulunması ve bunun amaç olarak daima göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Tutuklu olan şüpheli veya sanığın kendi lehine olan delilleri araştırması mümkün değildir.
Ayrıca hukuk bilgisi olmayan sanık hukukçu iddia makamı karşısında güçsüz durumda kalır. Bu kişi veya kişiler hukuk eğitimi almış olsalar dahi yaşadıkları korku veya panikle kendilerini yeterince savunamazlar.
Müdafii yani avukat şüpheli veya sanığı fiili veya hukuki açıdan korur.
Müdafii şüpheli veya sanığın beraat etmesi veya hak ettiğinden daha çok ceza almaması için çaba göstererek maddi gerçeğe ulaşılmasına yardım eder. Devam eden muhakeme işlemelerinin usül ve yasaya uygun olarak yerine getirilip getirilmediğini kontrol eder. Müdafiin varlığı muhakemeye katılan diğer süjelerin karar ve işlemlerinde daha dikkatli davranmalarını sağlar.
Avukatlar, müvekkillerinin sadece hukuken haklı olup olmadıklarına bakarak değil, vicdanen de haklı olduklarına kanaat getirmeden iş kabul etmezler. Aksi takdirde kötünün, hukuk gücünü arkasına alıp iyiyi sömürmesine vesile olmuş olurlar, bu da doğru olmayan sonuçlara sebebiyet vermiş olur.
Büyük üstad Molierac dediği gibi “Görevimizi yaparken kimseye, ne müvekkile, ne hâkime, ne de iktidara tabiyiz. Bizim aşağımızda kişilerin varlığı iddiasında değiliz. Fakat hiçbir hiyerarşik üst de tanımıyoruz. En kıdemsizin en kıdemliden veya isim yapmış olandan farkı yoktur. Avukatlar tarih boyu köle kullanmadılar ama hiçbir zaman efendileri de olmadı!”
Av. Taybet ÖZER