ÇOCUKLARIN CİNSEL İSTİSMARI
Çocuğun cinsel istismarı ülkeler için aynı zamanda aydınlık geleceğimiz olan bugünün küçükleri yarının büyükleri olan çocuklarımız için son derecede önem arz eden bir konudur. Çocuk pornografisi, ensest ve çocuğa tecavüz en yaygın çocuk istismarlarıdır. Toplumun temel direği olan ailelerin ve geleceğimiz olan çocuklarımızın yaralanması, toplumun yaralanmasına ciddi bir şekilde telafisi güç sonuçlara neden olmaktadır. Yapılması gereken öncelikle istismarı belirlemek ve önleme çalışmaları yapmak olmalıdır.
Anayasa’nın 41/2 maddesi uyarınca Devlet “çocukların korunması” ile ilgili önlemleri almak zorundadır. Anayasa’nın 10/3.maddesi uyarınca, alınacak bu tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılamaz. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi(BMÇHS) 19. maddesi uyarınca; taraf devletler, çocuğun “bedensel veya zihinsel saldırı, şiddet veya suiistimale, ihmal ya da ihmalkâr muameleye karşı korunması için; yasal, idari, toplumsal, eğitsel bütün önlemleri alırlar. “ Yine aynı sözleşmenin 34.maddesi uyarınca da, taraf devletler, “çocuğun her türlü cinsel sömürüye ve cinsel suiistimale karşı korunması” güvencesi verirler. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi(BMÇHS) 1.maddesinde “kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, 18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır.” şeklinde tanımlanmıştır. Buradaki erken yaşta reşit olma durumu evlilikle veya mahkeme kararıyla 18 yaşından küçüklerin reşit olduğu kabul edilmektedir. İstismar suçunun faili çoğunlukla ailenin yakın çevresindendir. Aileler ve çocuk tarafından kabul edilmeyen, kabul edilmesi ne yazık ki zor olan olgu ise saldırganın kimliğidir. Aileler yakınlarında bulunan tanıdıkları insanların çocuklarına zarar verebileceğini kabul etmekte güçlük yaşarlar. Hatta bu bazen öyle bir hal alır ki çocuk sevdiği, değer verdiği tanıdığı kişinin kendisine kötülük yaptığını çoğu zaman algılayamaz. Fakat ne yazık ki araştırmalar çocuk istismarlarında saldırganların %75‘inin daha önceden çocuk tarafından bilinen ve tanınan kişilerden olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır. Çocuk üzerinde en fazla etki bırakan, şüphesiz ki uğramış olduğu istismarın aile bireyleri tarafından gerçekleştirilmesi durumunda ortaya çıkar. Genellikle çocuklar, tanıdıkları bir kimsenin kendilerini taciz edebileceği düşüncesini kabul etmekte zorlanırlar (koçkar,2002:81). Çocuklar böylesi bir durumun ortaya çıkması durumunda ailesinin dağılmasından, istismar edenin ona ve ailesinden birine zarar vereceği tehdidinden korkarlar. Bazen çocuğun bağımlı yapısı da ne yazık ki ensestin ortaya çıkmasına engel olmaktadır. Genellikle bu tür vakalar aile dışından birilerinin (veli, öğretmen, komşu, akraba…) dikkati sayesinde ortaya çıkmaktadır. Çocukta meydana gelen değişimleri fark eden veya çocuğun ansızın içine kapanması durumlarında dikkatli gözlemcilerin bu gidişata engel olabileceklerine sıklıkla rastlanılmaktadır. Ayrıca aynı aileden birden fazla çocuğun istismarı durumunda büyük olan abla kardeşine dokunmama sözü alarak kendi istismarını sır gibi saklamaktayken kardeşine ilişkin de bir istismarın olduğunu öğrendiğinde durumu derhal yetkililere bildirmektedir. Çocuklar bir nevi aile bireylerinin mutluluğu için kendilerinin feda olması gerektiği fikrini benimseyebilmektedirler. Ancak bu fikrin doğru sonuçlar doğurmadığı fail tarafından diğer bireylere ilişkin istismara başlanabildiği gözlemlenmektedir. Aileler sıklıkla istismarı saklamaya çaba harcamaktadır. Ailenin bunu yapmasındaki en önemli faktör açılacak davanın hem ekonomik hem de fiziksel dengesinin bozulacağı düşüncesine dayanmaktadır. Bu nedenlerden ötürü olayı raporlamaya aileler ne yazık ki pek yanaşmamaktadırlar.
Çocuklar için çok yıkıcı olan cinsel istismar olaylarının fiziksel olarak kanıtlanması şansı çok azdır. Birçok olayda istismarı kanıtlayacak tıbbi bulgular yoktur, şahitler yoktur(korktuğu için şahit olmak istemeyenler) ve delilleri toplamak ne yazık ki çok zordur. Bu yüzden uzmanlar tarafından çocuğun ruhsal durumu ve davranışları önem kazanmaktadır. Fiziksel bulguların azlığı ya da hemen iyileşmesine karşın, bu yıkıcı olayların çocuğun ruhsal dünyalarında onarılmaz yaralar açtığı gözlemlenmektedir. Ensest mağdurları, aile dışından biri tarafından istismar edilen mağdura göre daha derinden etkilenmektedirler. Bu sarsıntının temelinde aile bireylerinden birinin veya güven duyulan birinin ihanetine yatmaktadır. Cinsel istismara maruz kalmış çocuklarda görülen en özgün davranış, artmış cinsel davranışlardır. Çocukların kafaları sıklıkla cinsellikle meşguldür, kendilerinin arzulandıklarını düşünmektedirler ve yetişkinlerin cinsel yaşamlarına anormal bir ilgi duymaktadırlar (roberts,1999:271). Bu psikolojiye giren çocukların bir kısmı bu tür davranışları normalleştirirken bir kısım istismar mağduru çocukların ”yanlışlık bende”, ”isteseydim bu durumu durdurabilirdim” duyguları ile istismarın hatasını kendisine bağlamaktadır (Sexual Abuse Statistics, www.prevent-abuse-now.com). Çocuklar ne yazık ki çok değişken ruh hallerine bürünebilmektedirler. İstismar mağduru çocukların ne yazık ki sonrasında gelecek hakkında olumsuz düşüncelere sahip, düşük benlik saygısına sahip ve depresyona meyilli oldukları gözlemlenmiştir. Ne yazık ki bu çocuklar kendilerini yoğun biçimde aciz ve çaresiz hissederler, başlarına gelenleri anlattıklarında eğer onlara inanılmazsa bu çaresizlik duygusu artar ve derinleşir (Günçe,1999:96). Çocuklar cesaret edip durumu ailesine anlattığı durumlarda ailenin derhal karakola gidilip şikâyette bulunması gerekmektedir. Çocukların ifadesinin karakolda alınmasına hiçbir surette izin verilmeden, oradaki görevli polis memurlarıyla birlikte en yakın Çocuk İzlem Merkezi’ne (ÇİM) götürülmelerini sağlamalıyız. Karakolda ifadesinin alınmasına izin verilmemesinin temelinde çocuğu yargılamayan ve onunla oyunlar oynayan uzman olmayışı, çocuğa nasıl yaklaşılacağının yeterince bilinememesi gibi faktörlerden ötürü karakolda ifade alınamaz. Bazı vakalarda ailesiyle birlikte karakola gelen tanıdık veya yakınlarının yanında utanan çocuğun bir takım gerçekleri gizleme eğilimine girebildiği gözlemlenmektedir. Mağdur çocukların; kolluk kuvvetleri, adli merciler ve sağlık kurumları tarafından ayrı ayrı değerlendirilmesi ve bu süreçte yaşadıklarını defalarca dile getirmek zorunda bırakılması, gizliliğin yeterince sağlanamaması, ilgili kurumlarda çocukla görüşme yapanların; çocuğun ruhsal durumunu gözeterek görüşme yapabilecek yeterlilikte eğitime sahip olmaması halinde, çocuğun uğradığı travma şiddetlenmektedir. Bütün bu gerçeklerden ötürü ÇİM’lere götürülmeleri ve karakolda ifadelerinin alınmasına izin verilmemesi gerektiği kabul edilmektedir.
2012/20 sayılı Başbakanlık Genelgesi 4 Ekim 2012 tarihinde Resmî Gazete Sayı: 28431 ile ÇİM’lerin kurulması kabul edilmiştir.” Çocuk istismarının önlenmesi ve istismara uğrayan çocuklara bilinçli ve etkin bir şekilde müdahale edilmesi amacıyla, öncelikli olarak cinsel istismara uğramış çocukların ikincil örselenmesini asgariye indirmek, adli ve tıbbi işlemlerin bu alanda eğitimli kişilerden oluşan bir merkezde ve tek seferde gerçekleştirilmesini temin etmek üzere; Sağlık Bakanlığına bağlı hastaneler/kurumlar bünyesinde Çocuk İzlem Merkezlerinin (ÇİM) kurulması ve bu merkezlerin işleyişinin Sağlık Bakanlığınca koordine edilmesi gerekli görülmüştür. ÇİM ‘de uzman pedagog eşliğinde camın arka tarafında savcı, avukat olmak koşuluyla çocukla arkadaş olunarak, oyun oynanarak, resimlere baktırılarak bazen resim çizdirerek bildiklerini aktarması amaçlanır. Yaşıtlarının bilemeyeceği denli bilgileri bilen, korkan, büyüklerine ait uzuvları bilen ve anlatan çocukların ÇİM ‘deki beyanları baz alınarak savcı tarafından iddianameye dönüştürülür. Mahkemelere yansıyan ve davası açılan süreçlerde, mahkemede istismara maruz kalan çocukların mahkemeye çağrılmadan ÇİM ‘deki ifadeleri yeterli kabul edilmelidir. Aradan uzunca bir zaman diliminin geçmesi durumunda, belki aileye ve yakınlarına baskı kurabileceği gibi gerçeklerin baz alınması durumunda çocuğun mahkemeye getirilmesi istenmeyen sonuçlar doğurabilecektir. Korku ve baskı altında çocuk daha önce verdiği ifadeyi yalanlayabilecektir. Bu tür olgulara mahal vermemek adına, tekrar tekrar aynı duyguları yaşamamaları, defalarca mahkemelere gidip gelmemeleri ve sanıkla yüzleştirme gibi yanlışa düşmemeye özen gösterilmelidir. Çünkü yapılan birçok çalışma göstermiştir ki, çocuk başından geçenleri anlattığında ona inanılmaması durumunda, çocuktaki acizlik ve çaresizlik duygusunun arttığı ve anksiyete bozukluklarına neden olduğu gözlemlenmektedir. Anksiyete bozukluğu, korku, bedensel yakınmalar, uyku örüntüsü değişiklikleri ve kâbuslar tarzında kendini göstermektedir. Hem uzman pedagog, hem savcı hem de avukat (camın ardından) eşliğinde alınan mağdurun ifadelerinin ardından mahkeme sürecinde mağdurun tekrar tekrar mahkemeye getirtilip dinlenilmesi ne yazık ki mağdurun defalarca aynı acıyı yaşamasına neden olur. Duyarlı ve bilinçli hâkim ve savcıların varlığı ve bunların yanı sıra Ankara Barosunu avukatlarının ve Türkiye Barolar Birliği’ne bağlı Türkiye’nin birçok bölgesindeki avukatların uzun ve ısrarlı çabaları, kararlı duruşları neticesinde ÇİM’ler kurulmuştur. Çocukların defalarca mahkemeye gidip gelmelerine engel olunarak ilk ifadesine bağlı kalınmak suretiyle sonuç alınmaya başlanılmıştır. Zaten adli tıp kurumuna ve birçok kuruma psikolojisi ve beden muayenesi için gönderilen mağdurun şüpheli ile yüzleştirilmesi daha önce yaşadığı travmanın tekrarlanmasına neden olacaktır. Geçtiğimiz aylarda yakın bir arkadaşının evinde oyun oynarken arkadaşının dedesinin istismarına maruz kalan küçük kızın başına gelenler hepimizi derinden yaraladı. Küçük çocuklarına karşı gerçekleştirilen istismardan ötürü mahkemelik olan aile çok zor günler geçirmektedir. Küçük bir kalbin taşıyamayacağı acı çeken ve buna sebep olan fail ile bir sonraki gün mahkemede yüzleşeceğini bilen ve yaşadığı korku neticesinde minik kalbinin durmasına neden olan tek şey bilinç eksikliğiydi. Mahkemede sanıkla mağduru yüzleştirmede ki ısrar ne yazık ki bu gibi telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilecektir ve zaman zamanda doğurabilmektedir. İstismar suçunun mağdurlarına toplumun sahip çıkması adeta vebalıymış gibi bakmaması ve böylesi durumlarda mağdur ailelerle dayanışma içerisinde olunması gerekmektedir. Okullarda iyi dokunuş ve kötü dokunuş şeklinde eğitim verilmeye başlandığı gözlemlenmektedir. Ailelerin de bu konuda çocuklarına bilgi vermesi, çocuklarını cesaretlendirmesi ve her ne olursa olsun her şeyi ailelerine korkmadan anlatabilecekleri konusunda yardımcı olmaları gerekmektedir.
02/10/2017
Av. Taybet ÖZER
Yararlanılan kaynaklar:
– SUÇ MAĞDURLARI (DOÇ.DR.HALİL İBRAHİM BAHAR –ADALET ,2006)
– Sexual Abuse Statistics,www.prevent-abuse-now.com