TEREKEYE TEMSİLCİSİ ATANMASI

Mal varlığı olan birinin ölümü halinde eş ve çocukları miras paylaşımı konusunda bir araya gelemezse ne olur?

Tereke temsilcisinin atanması bakımından özellikle Miras hukuku kuralları dikkate alınmalıdır. 4721 Sayılı Medeni Kanun m. 640/III atama bakımından temel hüküm niteliğindedir ve nasıl tereke temsilcisi atanabileceğine ilişkin olarak bize ışık tutmaktadır. MK 640/III’e göre, mirasçılardan birisinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci atayabilir. Bu kısa düzenlemeden tereke temsilcisinin atanması için bazı ipuçları elde etmek olanaklıdır. MK 640/III’den çıkan anlama göre, mirasçılardan birisinin sulh mahkemesine başvurması, tereke temsilcisi atanması için yeterli ve gereklidir. Böylelikle kanun, her bir mirasçıya bağımsız ve bireysel bir hak tanımıştır. Bu hakkın diğer mirasçıların oybirliğiyle alacakları bir kararla mirasçının elinden alınması olanaklı değildir. Böyle tek bir mirasçıya tereke temsilcisi atanması talebi tanımak suretiyle kanun koyucu, tereke temsilcisi atanması isteğinin terekeye ilişkin bir husus olarak nitelenemeyeceğini, burada mirasçıların kendi hukuki durumlarının korunmasına ilişkin bir talep söz konusu olduğunu, dolayısıyla münferit mirasçıların birlikte hareket ilkesinden bağımsız olarak böyle bir temsilci atanmasını talep edebileceğini de belirtmektedir. Ayrıca bu şekilde miras ortaklığına temsilci atanması mirasçı tarafından istenebileceğinden, başvuruda bulunanın bu sıfatını ispat etmesi zorunludur. İspat genellikle mirasçılık belgesiyle (MK 598 ve ayrıca Noterlik Kanunu 71/A) olacaktır. Yine nüfus kayıtları da ispat bakımından dikkate alınabilir. Bu şekilde MK 640/III’den kaynaklanan hak, bireysel mirasçının mahkemeye başvurusuna bağlandığından, mahkemece kendiliğinden (resen) tereke temsilcisi atanması olanaklı değildir. Ayrıca tereke temsilcisi atanması talebi bakımından sadece mirasçılardan söz edildiğinden, hem kanuni hem de atanmış mirasçıların tereke temsilcisi atanması için mahkemeye başvurabilmeleri olanaklıdır.

Ölümle birlikte bir kişinin terekesi bir bütün olarak mirasçılarına geçer ve terekenin paylaşılmasına kadar, mirasbırakanın terekesi üzerinde miras ortaklığı meydana gelir. Bu şekilde kanunen kurulan miras ortaklığında mirasçılar terekeye elbirliğiyle malik olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere tereke ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. Yani mirasçılar -kural olarak- tüm tasarruf ve terekenin yönetim işlemlerini birlikte yaparlar. Ancak mirasçıların farklı yerlerde oturması veya aralarında anlaşmazlık bulunması gibi durumlarda, miras ortaklığının temel ilkesi olan birlikte hareket ilkesi işlevsiz kalır. Gerçi birlikte hareket edilmesinin olanaklı olmadığı durumlarda, mirasçılar kendi aralarından birisini veya üçüncü bir kişiyi temsilci olarak atayabilirler. Bu temsilci tereke temsilcisi olmayıp, BK 40 anlamında atanan bir temsilcidir. Bunun sonucu olarak her bir mirasçı onun temsil yetkisini hukuken geçerli bir şekilde geri alabilir. Dolayısıyla mirasçılar tarafından yapılan böyle bir yetkilendirmenin, birlikte hareket ilkesinin işlevsiz kaldığı durumlar bakımından çok güvenilir ve işleyebilir bir yol olmadığı söylenebilir.

Birlikte hareket ilkesinin işlemediği durumlarda en etkili olanak kuşkusuz tereke temsilcisi atanmasıdır. Gerçekten de mirasçılar arasında birlikte hareket etmenin olanaklı olmadığı durumlarda, onlardan birisinin başvurusu üzerine mahkemece atanan tereke temsilcisi, miras ortaklığına tekrar hareket yeteneği kazandırmakta ve bu yolla miras ortaklığının yapısından ve birlikte hareket ilkesinden ortaya çıkan sorunlar aşılabilmektedir. Atanan tereke temsilcisi sadece tereke temsilcisi atanmasını isteyen mirasçı bakımından etkili olacak şekilde davranmamakta, aksine miras ortaklığına katılan tüm mirasçıların temsilcisi konumunu elde etmektedir. Hukuki niteliği gereği tereke temsilcisi özel bir kayyım değildir. Aksine atanmasına, hareket tarzına ve görevlerine bakıldığında, tereke temsilcisinin özel hukukun bir kurumu olarak kendine özgü bir yapıya sahip olduğu kabul edilmelidir. Hangi kuralların tereke temsilcisine uygulanması gerektiği bakımından Miras ve Borçlar hukukunda kalınmalıdır. Özellikle vasiyeti yerine getirme görevlisine ilişkin kurallar ve resmi tasfiye memuruna ilişkin hükümler ile vekalet sözleşmesine ilişkin BK’nun kuralları tereke temsilcisine de uygulanmaya elverişli düzenlemelerdir. Tereke temsilcisi atanmasını ancak kanuni veya atanmış mirasçılardan birisi talep edebilir. Mahkemece kendiliğinden tereke temsilcisi atanamaz. Mirasçı olmayanların tereke temsilcisi atanması için başvurması olanaklı değildir. Ayrıca mirasçının talebi üzerine tereke temsilcisi atanabilmesi için, miras ortaklığının varlığını sürdürüyor olması ve miras ortaklığına vasiyeti yerine getirme görevlisi veya resmi tasfiye memuru atanmamış olması şarttır. Ayrıca mahkeme, terekenin rasyonel şekilde korunması ve idaresi imkansızlaşmış veya önemli ölçüde güçleşmişse tereke temsilcisi atanması yoluna gitmelidir. Yoksa mahkeme mirasçılar tarafından her başvuru durumunda tereke temsilcisi atamak zorunda değildir.

Tereke temsilcisi atanması talebinin, mirasbırakanın (son) yerleşim yeri sulh mahkemesine yöneltilmesi gerekir. Davanın, tereke temsilcisi atanmasını isteyen mirasçılar tarafından diğer mirasçılara karşı açılması zorunludur. Tereke temsilcisi atanmasına ilişkin şartların gerçekleştiğine kanaat getiren mahkeme, mirasçıları dinleyerek ve onların önerilerini de dikkate alarak uygun bir kişiyi – bu kişi mirasçı da olabilir- tereke temsilcisi olarak atar. Tereke temsilcisi olarak gerçek kişiler atanabileceği gibi, tüzel kişiler de atanabilir. Terekenin büyüklüğü ve nitelikleri gözetilerek birden fazla tereke temsilcisi atanması da olanaklıdır. Mahkeme, atadığı tereke temsilcisine genel veya özel bir yetki tanıyabilir. Gerçekten de mirasçılar terekenin sadece belirli bir ya da birkaç işleminde anlaşamamışlarsa, bu halde atanacak tereke temsilcisi sadece bu işi/işleri yapmakla görevlidir. Bunlar dışındaki diğer işlemlerde mirasçılar birlikte hareket ilkesine göre davranırlar. Buna karşılık örneğin mirasçılar arasında ortaya çıkan ağır uyuşmazlıklar sebebiyle birlikte hareket ilkesi devre dışı kalmışsa, atanacak tereke temsilcisi genel yetkiye sahip olacaktır.

Av. MESUT ÖZER