Asker İntiharlarında Soruşturmanın Yapılma Şekli ve İHAM’ın Beker/Türkiye Kararı

Asker İntiharlarında Soruşturmanın Yapılma Şekli ve İHAM’ın Beker/Türkiye Kararı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) BEKER – TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no: 27866/03) 24 Mart 2009 tarihli kararında intihar iddiası ile ilgili soruşturmaların şu şekilde yapılmasını belirtmektedir:

AİHM içtihadına göre Hükümetlerin, gözaltında tutulma sırasında meydana gelen yaralanma ve ölümler için makul bir açıklama yapma yükümlülüğü altında olduğunu ve bu yükümlülüklerini yerine getirmediklerinde, AİHS’nin 3. veya 2. maddesi açısından ortaya ciddi bir sorun çıkacağını hatırlatır (bkz., sırasıyla, Selmouni/Fransa [BD], no. 25803/94, 87. paragraf, AİHM 1999-V; Salman/Türkiye [BD], no. 21986/93, 99. paragraf, AİHM 2000-VII). Bunun nedeni, gözaltında tutulan kişilerin, hassas bir durumda olmaları ve yetkili makamların, onları koruma yükümlülüğünün bulunmasıdır.

Akkum ve Diğerleri/Türkiye davasında benimsenen karardan bu yana, yukarıda kaydedilen yükümlülük, yalnızca gözaltı durumlarda değil, aynı zamanda Hükümet yetkililerinin özel kontrolünde bulunan bölgelerde de geçerlidir.

Çünkü her iki durumda da olayların tamamı ya da büyük bölümü münhasıran yetkili makamların bilgisi dahilinde meydana gelmiştir.

Mevcut davada Beker, bir kışlada ölü bulunmuştur ve tüm görgü tanıkları, silahlı kuvvetler mensubudur. Ayrıca, soruşturma askeri yetkililer tarafından yürütülmüş ve ailenin, soruşturmaya müdahil olmasına izin verilmemiştir. Bu nedenle, ölüm nedenini araştırma ve gerektiğinde de sorumluları teşhis etme ve cezalandırma olanağına yalnızca askeri yetkililer sahip olmuştur.

Sonuç olarak, Beker’in askeri birimlerinin kontrolünde bulunan bir bölgede meydana gelen ölümü için makul bir açıklamada bulunmama yükümlülüğü sorumlu Hükümet’e aittir.

AİHM, Hükümet’in yükümlülüğünü tatmin edici şekilde yerine getirip getirmediğini tespit etmek için askeri yetkililer tarafından yürütülen soruşturmayı ve varılan sonuçları göz önüne almıştır.

Mevcut başvuru Hükümet’e tebliğ edilirken, başvuranların sunduğu deliller üzerine AİHM, askeri yetkililerin Beker’in intihar ettiği sonucuna vardığı soruşturmayı yürütme biçimlerine ilişkin bir dizi soru yöneltmiştir.

AİHM, alınan cevapların, soruşturmaya ilişkin ciddi şüpheleri ortadan kaldırmadığını kaydeder.

AİHM öncelikle muhakkikin ya da askeri savcının, söz konusu silahın iki kere ateşlendiğini ve silahı ateşlemek için üçüncü kez girişimde bulunulduğunu açıklığa kavuşturmak için hiçbir girişimde bulunmadıklarını gözlemler.

Beker’in ilkinde isabet ettiremediği farz edilse dahi, kendisini öldürdüğü görüşüne göre ikinci teşebbüsünde başarılı olmuş olması gerekir – ancak silahı ateşlemek için üçüncü bir teşebbüste bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu husus, başvuranların askeri savcının kararına itirazını reddeden askeri mahkeme tarafından incelenmemiştir. Ayrıca, AİHM’nin aleni talebi hilafına Hükümet’in görüşlerinde bu konuya değinilmemiştir.

Soruşturmaya ilişkin ikinci ciddi ve açıklanamayan husus, otopsi raporuna ve başının sol tarafından vurulmuş olmasına ve Hükümet’in de bunu kabul etmesine rağmen, askeri savcının Beker’in kendisini başının sağ kısmından vurmuş olduğu sonucuna varmasıdır.

Hükümet, bunun yalnızca askeri savcının yaptığı maddi bir hata olduğu kanaatindedir. Ancak, başvuranların savcının kararına itirazını inceleyen askeri mahkemenin neden sözkonusu maddi hatayı incelemediğini açıklamamıştır. Bu nedenle AİHM, bunun yalnızca bir hata olduğuna ikna olmamıştır.

Üçüncü olarak, Beker’in cesedinin yanında bulunan silah üzerinde, Beker tarafından kullanılıp kullanılmadığını belirlemek üzere parmak izi araştırması yapılmamıştır. Silahın, Beker’e değil bir başka askere ait olduğu göz önüne alındığında parmak izlerinin incelenmemesi daha ciddi bir hal almaktadır. Benzer şekilde, Beker’in silahını almış olduğu dolap üzerindeki parmak izleri de incelenmemiştir.

Dördüncü olarak, Beker’in kendisini öldürmüş olduğu odada bulunan ve olayı görmediklerini kaydeden dört uzman çavuşun ifadeleri de AİHM’nin dikkatini çekmektedir.

AİHM, silahın iki kez ateşlendiği odada bulunan dört eğitimli askerin olayı görmemiş ya da yaşadıkları şokla yüzlerini kapatmış olmalarını ikna edici bulmamaktadır. Ancak, soruşturmadan sorumlu makamlar gerçeği ortaya çıkarmak amacıyla sözkonusu uzman çavuşlara baskı da yapmamışlardır.

Beşinci olarak, askeri yetkililer otopsi raporunun bir nüshasını kendilerine teslim etmenin dışında Beker’in ailesine bilgi ya da belge sağlamamıştır. Ailenin ve avukatlarının bilgi ve belge elde etme girişimlerine rağmen, soruşturmaya erişimlerine izin vermemişlerdir.

AİHM, yetkili makamların başvuranları soruşturmaya dahil etmemesinin ya da onlara bilgi sağlamamasının – ki Hükümet bu konuda herhangi bir açıklama yapmamıştır –, başvuranları yasal menfaatlerini korumaktan mahrum bıraktığı kanaatindedir.

Bu durum aynı zamanda soruşturmanın kamuya açık olmasını da engellemiştir (bkz. Güleç/Türkiye, 27 Temmuz 1998, 82. paragraf, Hüküm ve Karar Raporları 1998-IV).

Benzer şekilde, başvuranlar askeri savcının soruşturmayı yeniden açmasını ve önceki soruşturmada görülen ciddi hataları soruşturmasını istediklerinde, herhangi bir cevap alamamışlardır.

AİHM’nin başvuranların soruşturmanın yeniden açılması taleplerine ilişkin herhangi bir dava açılıp açılmadığını netleştirmesini istediği Hükümet, “başvuranların 18 Mart 2003’te Milli Savunma Bakanlığı’na böyle bir başvuruda bulunmadıklarını” kaydetmiştir.

AİHM, başvuranların hiçbir zaman Milli Savunma Bakanlığı’na başvuruda bulunduklarını belirtmediklerini kaydeder.

Her halükarda, Hükümet’in başvuranların 18 Mart 2003’te bu tür konuları incelemekle yetkili askeri savcılığa başvuruda bulunduğunu kabul ettiği göz önüne alınmalıdır.

Başvuranların soruşturmanın yeniden açılmasına ilişkin taleplerinin cevapsız bırakılması özellikle üzücü bir husustur çünkü, AİHM, başvuranlar tarafından ortaya konulan meseleler soruşturulsaydı, yetkili makamların ölümü çevreleyen koşulları tespit etmiş ve böylece AİHS’nin 2. maddesi bağlamındaki yükümlülüklerini yerine getirmiş olacakları kanısındadır (bkz., mutatis mutandis, Anık ve Diğerleri/Türkiye, no. 63758/00, 76. paragraf, 5 Haziran 2007).

AİHM, yukarıda kaydedilenleri göz önüne aldığında, ulusal düzeyde yürütülen soruşturmanın açıkça yetersiz olması ve birçok soruyu cevapsız bırakması nedeniyle Beker’in intihar ettiğini kabul etmenin mümkün olmadığı sonucuna varır.

Diğer yönde karar vermek, aşağıda kaydedilen ve olası olmayan şu iki senaryodan birini kabul etmek anlamına gelecektir:

– Beker, sağ elini kullanarak kendisini, başının sol kısmından vurdu ve tetiği iki kez daha çekti; ya da

– İlk defasında isabet ettiremedi, ikinci kez ateşlediğinde kendisini, başının sol kısmından vurdu ve sonra tetiği bir kez daha çekti ancak silah ateşlenmedi.

Ayrıca, yetkili makamlar soruşturmaya son vererek başvuranları, yakın akrabaları olan Beker’in neden, nasıl ve kim tarafından öldürüldüğünü anlama ve bu hususta ikna olma fırsatından yoksun bırakmışlardır.

Soruşturmanın titizlikle yürütülmediği, varılan sonucun mantığa aykırı olduğu, soruşturmanın yeniden açılması hususundaki isteksizlik ve Hükümet’in tatmin edici açıklamalarda bulunmadığı göz önüne alındığında, başvuranların soruşturmanın cinayet gibi kötü bir açıklamayı gizliyor olduğunu düşünmesi mazur görülebilir.

AİHM, yukarıda kaydedilenler ışığında, ulusal makamların Mustafa Beker’in ölümüne ilişkin gerçekleri ortaya çıkaran bir soruşturma yürütmediği kanaatine varır.

Sonuç olarak, Hükümet’in Beker’in ölümüne ilişkin makul bir açıklama getiremediği ve Devlet’in, sorumluluğu üstlenmesi gerektiği kanısına varır.

Bu nedenle, Beker’in ölümüne ilişkin olarak AİHS’nin 2. maddesi ihlal edilmiştir.” şeklinde karar vermiştir.

AİHM’in bu içtihadı bir intihar olayında Avrupa Konseyine üye bir ülkede soruşturmanın nasıl yürütülmesi gerektiği konusunda içtihat oluşturmuştur.